KENTLEŞME VE KONUTLAR İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

 

Utopia and determinism: Architectural deterministic thinking in urban utopias.

N. T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi 8(2):143-152, 1988

Günümüzde kentsel tasarım alanındaki uygulamalarda ortaya çıkan sorunlar, genellikle, bu uygulamaların ondokuzuncu yüzyıl sonları ile yirminci yüzyıl başlarında Batı’da geliştirilen ütopik kent modellerinden esinlenmesine bağlanmıştır. Bu dönemdeki kentsel ütopyalar, fonksiyonu dar anlamda ele alarak sadece biyolojik gereksinimler ve teknolojik buluşlara önem verdikleri, sosyal ve psikolojik gereksinimleri ise gözardı ettikleri ve evrensel olarak uygulanabilme varsayımına dayandıkları için eleştirilmişlerdir. Bu makalede öne sürülen üçüncü bir eleştiri konusu ise bu kentsel ütopyaların, aynı zamanda mimari determinist düşünce- mimari çevrenin sosyal yaşamın en önemli belirleyicilerinden biri olduğu inancı- ile biçimlenmiş olmasıdır.

Makalede ütopik düşüncenin tarih içindeki gelişiminden söz edilmiş ve mimari determinizm ondokuzuncu yüzyıl sonuyla yirminci yüzyıl başları arasındaki dönemde geliştirilen kentsel ütopyalarda ortaya çıkış  nedenleri açıklanmıştır. Bu dönemdeki ütopik kent modelleri progressive (geleceğe yönelik) ve regressive (geçmişe özlem duyan) yaklaşımların ürünleri olarak iki ayrı grupta ele alınmıştır. Bu iki yaklaşımın ortak eleştiri noktası mevcut mimari ve kentsel çevredir; ancak, ikinci gruptakiler geçmişin yerel topluluk ruhuna özlem duyarak kentsel yaşamı doğa ile yeniden ilişkilendirmeyi amaçlamışlar, birinci gruptakiler ise geçmişle tüm ilişkiyi kopartmış ve verimlilik, temizlik, hız rasyonellik ve ekonomiyi yeni çağın en önemli özellikleri olarak ele almışlardır. Yaklaşımlarındaki farklılıklara karşın ondokuzuncu yüzyıl sonları ile yirminci yüzyıl başlarında yaşayan ütopyacılar önerdikleri kent modellerinde genel olarak mimari determinist düşünceyi benimsemişlerdir. Bu devrin en etkili kentsel ütopyacılarının yazıları incelendiğinde söz konusu eğilim açıkça görülmektedir. Geleceğe yönelik yaklaşımı benimseyen Sant’Elia, Le Corbusier ve Garnier ile geçmişe özlem duyan yaklaşımı benimseyen Soria y Mata, Wright ve Howard’ın kent tasarımıyla ilgili yazılarından verilen örnekler, mimari çevrenin sosyal yaşamı belirleyeceği kanısının  bu dönemdeki kentsel ütopyalarda genel olarak egemen olduğunu göstermektedir.

Bu tür yaklaşımlar sonucunda gerçekleştirilen uygulamalardaki sorunlar mimari çevre ile sosyal çevre arasındaki ilişkinin mimarlar ve plancılar tarafından yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Son yıllarda yapılan pek çok araştırma mimari çevrenin toplumsal davranış ve toplumsal değişim üzerindeki etkisinin ancak dolaylı olabileceğini göstermiştir. Mimar ve plancı ancak potansiyel çevreyi sağlayabilir, fiili çevreyi ise kullanıcılar tanımlar. Mimari ve kentsel çevreye böyle bir yaklaşım daha gerçekçi ve sağlıklı önerilerin oluşmasına yardımcı olacaktır.

 

Regionalism vs universalism: Architectural imports in developing countries.

N. T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

IAPS 11 Culture Space History  Congress ,METU, 8-12 Temmuz, Ankara, 1990: 152-161

“ Yöresellik/Evrensellik”, “geleneksel/modern”, “eski/yeni” gibi kavramlar, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı endüstrileşme ve önemli toplumsal değişiklikler sürecinde müşteri tiplerindeki değişim ve yeni binalara duyulan gereksinimlerden  kaynaklanan değer çelişkileriyle mimarlar karşılaştıkça, yeni boyutlar kazanmıştır. Bu süreç içinde fiziksel çevre kullanıcıların beklentilerine yanıt verememiştir. Özellikle gelişmekte olan  ülkelerde, gelişmiş ülkeler için geçerli olan çözümlerin uygulanması kullanıcıların fiziksel çevreyle ilgili olarak tatminsizlik duymalarına neden olmuştur. Makalede Türkiye’de gecekondulara alternatif olarak önerilen toplu konut alanları, Hindistan’daki Chandigarh yeni kenti ve Brezilya’daki Brasilia yeni kenti incelenmiş ve bu örneklerde plancıların beklentileri ile gerçekleşen ortam arasındaki çelişkiler ortaya konmuştur. Yöresel mimarlığın sağlıklı yaşam çevreleri oluşturmak isteyen mimarlar için ipuçları taşıdığı vurgulanırken, bunun geçmişi aynen kopya etmek demek olmadığı, aksine kollektif oluşumların kişisel yorumlamaları içerecek örneklerle zenginleştirilebileceği belirtilmiştir.

 

Çağdaş mimarlık akımları.

N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Mimarlık (Güney Marmara) 1:13-16, 1991

Makalede modern mimarlık kavramı modern sonrası olarak adlandırılabilecek farklı yaklaşımların ortak referans noktası olarak çözümlenmekte, Sullivan, Wright, Adler, Burnham, Le Corbusier, Meyer, Stam, Schmidt, Gropius, Breuer, Rohe, Aalto, Kahn, Rossi, Venturi, Eisenman gibi önemli mimarlar eserleriyle birlikte irdelenip karşılaştırılmaktadır. Makalede tek bir modern mimarlık kavramının söz konusu edilemeyeceği gibi tek bir post modernizm tanımının da mümkün olamayacağı vurgulanmaktadır.

 

Frank Lloyd Wright'ın mimarlık ve kent planlama tarihindeki konumu.

N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

3. Yapı ve Yaşam 91 Kongre Bildiri Kitabı, 16-17 Mayıs, Bursa, 1991:286-298.

Çağımızın en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilen Frank Llyod Wright (1867-1959) ondokuzuncu yüzyıl sonu ile yirminci yüzyılın  ilk yarısını kapsayan  uzun yaşamı boyunca mimarlık ve kent planlama alanlarında çok sayıda öneri geliştirmiş, bu önerilerinde hem çağının bir temsilcisi hem de yorumcusu olmuştur. Projelerinde ırmak, deniz, çayır gibi sürekli oluşumlardan etkilenen Wright buna bir çeşit Nietzsche bireyciliği katmıştır. Gerçekten de Wright’ın yalnız konut tasarımlarında değil, yeni bir kent önerisinde de bireycilik ön plana çıkmıştır. Wright her projesinde belli ilkeler doğrultusunda yeni arayışlar içine girmiş, fonksiyon form ilişkisini, deteylar kütle ilişkisini başarılı bir şekilde ele alarak çağını etkilemiştir. Ancak 1935 de somutlaştırdığı yeni bir kent önerisi uygulama alanı bulamadığı gibi bazı yanlışlıkları da içermiştir. Wright’ın kentin problemlerini kentin gerçeklerinden uzaklaşarak  çözmeye çalışması ve mimarlığın toplumu şekillendirebileceğine olan inancı bu yanlışlıkların başında gelmektedir. Makalede tasarımın sosyal problemleri çözebileceğini ummanın hata olduğu çünkü tasarımın ancak arzulanan davranış biçimleri için potansiyelleri sağlayabileceği ve istenmeyenler için olasılıkları azaltabileceği vurgulanmaktadır.

 

Yapı ve yaşamın dünü, bugünü, yarını.

 N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Mimarlık Posta 3:1-2, 1994.

Bu makalede Yapı ve Yaşam Kongrelerinin gelişim süreçleriyle amaçları anlatılmakta ve 6. Yapı ve Yaşam Kongresinin özeti sunulmaktadır.

 

Bursa'da mimarlık bölümünün  kuruluşunun öyküsü.

N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Mimarlık Posta 6:3, 1994

Yazı, Bursa Uludağ Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nün kuruluş sürecini, bölümün eğitim programının oluşturulmasındaki ana ilkeleri, bölümdeki eğitim kadrosu ve öğrenci profilini ele almaktadır.

 

Modern sonrası mimarlık anlayışları.

N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Mimarlık 263:46-50, 1995.

Mimarlık en genelde, mekan yaratma sanatı ve tekniği olarak tanımlanabilir. Bir toplumdaki mekan anlayışı ve mekanın kullanılışı ise o toplumun tüm deneyim, yetenek ve değerlerinin toplamı olan kültürel sistemi ve yaşam biçimini somut olarak yansıtan en önemli belgedir. Çoğunluğunu halkın oluşturduğu mekanlar yöresel değerlere göre şekillenirken, mimar tarafından tasarlanan mekanlar özellikle endüstri devriminden sonra evrensel ve yöresel değerlerin çatışma sahnesi olmuştur. Endüstri devrimi paralelinde gelişen modern mimarlığın prototiplerin evrensel ölçekte uygulanmasını savunan yaklaşımına karşı, 1947’de Team 10 Grubunun çıkışıyla başlayan ve daha sonra Post Modern olarak tanımlanan mimarlar tarafından sürdürülen  çoğulcu eleştiri ortamında tarihe doğal ve yöresel özelliklere, toplumsal değerlere ve kimliğe karşı genel bir ilgi başlamış, ancak pek çok mimar bu ilgiyi bir modayı takip edercesine sürdürerek olayın felsefik boyutlarını göz ardı etmiştir.Modern mimarlık sonrasında benimsenen mimarlık anlayışlarını dünyadaki ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel gelişmeler çerçevesinde ele alarak, Türkiye’deki yansımalarıyla özetleyen bu makale mimarlıkta modalar yerine kalıcı değerler aramanın geçerliliğini vurgulamaktadır.

 

Bursa 7. yapı-yaşam Fuar ve kongresini gerçekleştirdi.

N.T. DOSTOĞLU

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Mimarlık, 264:10, 1995

Makalede “Kültür ve Mekan” temalı 7. Yapı ve Yaşam Kongresi kappsamında düzenlenen etkinlikler anlatılmaktadır.

 

Ahşap, ahşap yapı, ahşap malzeme.

N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi 95 Yapı Gereç Yılı, Ahşap Dergisi:13-15, 1995.

Ahşabın yapı malzemeleri arasındaki seçkin yeri yadsınamaz. Bina yapımı ve kullanımında ise, kullanıcı olan insan sağlığında en olumlu şekilde etkindir. Kullanıcıya rahatlık duygusu veren, en sıcak psikolojik etkiyi yaratabilen malzemedir.

Yapı malzemesi olarak kullanılmaya başlanması tarihi, beton ve çeliğe göre çok eskiye dayanan ahşap, günümüzde doğadaki konumundan ve ekonomik nedenlerden çok değerli bir malzeme olarak kullanımını sürdürmektedir. Doğanın en yararlı ve en güzel süsü olan bu malzemenin yetişmesi oldukça uzun yıllar alır. Yetişme süresi ile özellikle yangın gibi etkenlerle yok olma süresi arasında ters bir orantı bulunan bu malzemeye vereceğimiz değer, toplumu doğayı sevdirmeye yönlendirerek bilinçlendirmekle ortaya çıkabilir.

Ahşabın bazı yörelerde daha yaygın kullanımı, o bölgede ormanların bilinçli kesimi, bol miktarda varlığı ve ağaçların cins ve kalitesiyle yakından ilişkilidir. Ağaçların mukavemeti kendisini yetiştiren toprağın kuvvetine, bölgenin iklimine ve ağacın cinsine, sertliğine, yetişme şartlarına ve hastalıklarına bağlıdır.

 

Kent planlamasında programlama sürecinde esneklik ve büyüyebilme olgularının incelenmesi.

N. AKINCITÜRK, T. KAPROL

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-6

 

Sürekli aratn nüfus, gelişen teknoloji, hızlı endüstrileşme ve şehirleşmeden kaynaklanan pek çok problem, yapı ve çevre bütünüyle kent ölçeğinde oldukça etkinsel bir ortam oluşturmaktadır.

Değişen koşullar yeni gereksinimleri doğurabileceği gibi, insanın çevre algılaması da nesnelleşme süreci ile değişmektedir.

Gereksinimlerin karşılandığı çevre olarak tanımlayabileceğimiz bir ara çevrenin yaratılması, doğal çevreye artı ve eksileriyle bir girdi oluşturmaktadır. Ara çevre olarak biçimlenip nesnelleşen, insanın öznel yargılarını, hem de dış çevrenin nesnel koşullarını kendine göre değerlendirip dışsallaştırmasıdır.

En küçük ölçekte yapı olarak ele alabileceğimiz olgu kent ölçeğinde bütünleşerek makro çevremizi sarar. Bu noktada, gelecekte de tüm sistemin kontrollü büyüyebileceği mimari çevreler yaratma kuşkusu çok iyi oluşturulmuş bir mimari programlama süreci ile gerçekleştirilebilir. Sistemin amaçları ve hedefleri önceden belirlenmelidir.Tarihsel tecrübe, kültürel değerler ve sosyal kaynaklar, verileriyle belirlenen bir sosyal politikayı, ulusal hedefler doğrultusunda yürütecek bu sistemi kurmak ana amaç olmalıdır. Alt amaçlar, hedefler bazında geliştirilebilir, detaylandırılabilir.

Özetle amaç, kapsamlı, dengeli ve öncelikleri saptanmış, esnek ve gelişime açık, kaynakları en iyi şekilde kullanan, çevreyle olumlu etkileşimle dengelenen bir planlamaya gitmektir. Planlamanın hedefi ise uzun vadede ele alınmalıdır ve bu sürede kademeleştirilmelidir. Her evrenin çıktıları bir sonraki evreye değerlendirilerek giren bir girdiler dizisi oluşturulmalıdır.

Özellikle hızla yitirilen çevresel kaynaklar, problemler, değişebilecek durumlara yansıtılmalıdır. Kaynak sınırlamaları değerlendirilip stratejiler belirlenmelidir. Alınan kararlara yönelirken belirlenen hedeflerde dönüşümlü kontrol önemlidir.

Mekan, yapı ve çevre bütününde en küçük ölçekten başlayarak makro ölçeğe varan kent oluşumunda çok amaçlı geçmişteki tecrübelerin desteğinde uzun vadeli ve geleceğe yönelik kapsamlı bir planlama yapılmalıdır. Uzun vadeli planlamada gelecekte esnek büyüme verileri hazırlanmalı, tasarlanmalıdır.

Sonuç olarak, bu yazıda yerleşmiş bölgelerde özellikle kent merkezinin tarihi ve mimari dokusunun  korunması, mevcut kullanım alanında yapılabilecek işlevsel değişiklikler fonksiyonel eskimeye uğramış bölgelerde ise esnek kullanma, değişebilirliğe uyarlanabilecek çözümlere gidilmesi ile bir ölçüde sağlanabilir.

 

Kentsel doku değişikliklerinin kent yaşamına etkileri.

T.KAPROL, G. BAYÜLGEN, S.K. AKAL, N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-6

Yeni yerleşim alanlarının tasarımında ve hayata geçirilmesinde çevre faktörlerinin etkisi bilinir.

Belirli doku içinde değişiklik yapılması gerektiğinde çevre analizi önemlidir. Aksi takdirde yerleşim ve çevre sorunları zaman içinde ortaya çıkabilir.

Bu nedenle tarihsel ve mimari özellik taşıyan kent dokularında yeni yerleşim alanları açılırken tarihsel süreç bağlamında konunun önemi ve gerekliliği tebliğde ele alınmıştır.

 

Kentsel yapılaşmanın görsel çevreye katkısının İstanbul Feriköy ve Kurtuluş bölgeleri bağlamında irdelenmesi.

T.KAPROL, S.K. AKAL, F. KARAER,  N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-5

Batılılaşma süreci içinde İstanbul kentinin büyümesi ve geçirdiği mekansal değişim kent içindeki nüfus dağılımından etkilenmiştir. Feriköy ve Kurtuluş bölgeleri ve civarı yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir yerleşim alanı olmuştur. 20. yüzyılın başında çok katlı konut yaşamı, İstanbul genelinde ve incelenen bölgede kendine özgü biçimlenmiştir. Bölgeye gelen yeni yapılaşmada mevsut tarihsel dokuya uymayan çarpık, düzensiz bir tutum hakimdir. Bölgenin görsel bütünlüğü bozulurken, yeni yapılaşma dokuya olumsuz katkılarda bulunmaktadır.

Kentsel dokularda tüm alt yapı sorunları , çevre sorunları kendi zaman dilimleri içinde akılcı ve mantıksal çözümler ile giderilebilir. Bu bağlamda, yaşam çevremizi oluştururken geçmişi irdeleyerek, elde edilen donelerin günümüz koşullarında veri olarak kullanılması gerekir.

Bu yazıda kent içi tasarımlarında mevcut doku içerisindeki ögeye yaklaşım kriterlerinin incelenmesi, görüntü kirliliğinin önlenmesi örnekler bağlamında çözüm yöntemlerinin saptanması amaçlanmıştır.

 

Kent planlaması değişen öznel kullanıcı isteklerinin nesnel gereksinimleri olarak yapı ölçeğinde esneklik, değişebilirlik ve büyüme olarak programlama sürecine yansıtılması.

N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

TMMOB, Mimarlar Odası Adana Şubesi, Çukurova Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü. Adana'nın Kentsel Gelişme Sorunları ve Koruma AMAÇLI Planlama Tasarım Uygulama Hedefleri Sempozyumu Kitabı. Adana, 7-8 Kasım 1996:1-6

Türkiye’nin nüfus artış hızı % 2 nin üzerinde olup, kırsal alandan kentlere doğru hızlı bir göç yıllardır boyutları sürekli büyüyerek devam etmektedir. Yerleşim alanları ve paralelindeki sorunların büyük bölümü, temelde aşırı nüfus artışından kaynaklanmaktadır. Sosyal yapıdaki değişim olayın tabanını oluşturmaktadır. İşlevsel ve mekansal değişimle süreç ortaya çıkar. Sonuçta ise makro ölçekte kent bütünündeki sorunları hazırlayan, mikro ölçekte yaşam koşullarının değişiminden kendisini soyutlama çabasına yenik düşerek değişime uğrayan yapılardır.

 

Bursa ve çevresinin kirlilik ve kentleşme profili.

U. ÖZER, M. CEBE, Ş.GÜÇER ve ark.

Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü

24-26 Haziran 1996 tarihinde Bursa’da yapılan I. Uludağ Çevre Mühendisliği Sempozyumunda bildiri olarak sunulmuştur.

I. Uludağ Çevre Mühendisliği Sempozyumu Kitabı. Bursa. Uludağ Üniversitesi Basımevi, 1997:821-844

Daha önceleri yüksek verimi ve ürünleri ile tanınan Bursa ovasının son 20-25 yılda hızlı endüstrileşmesi ve kentleşmesi sonucu Bursa çevresinde hava, su kaynakları ve toprak kirlilik tehdidi altındadır. Uludağ Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ULUÇAM) hava, su ve besin kirlilik düzeylerini belirlemek amacı ile yapılan araştırma sonuçlarını derledi ve ayrıca hızlı endüstrileşme ve kentleşmenin sorunlarını inceledi. Böylece Bursa çevresinin kirlilik ve kentleşme profili sunuldu.

1985-1995 döneminde Bursa şehrinde çeşitli istasyonlarda kükürt dioksit, duman, eser elementler ve toplam tanecik düzeylerini belirlemek amacı ile gerçekleştirilen ölçüm sonuçları standart değerleri ile karşılaştırıldı. Ayrıca hava kirleticilerini yayan kaynakların ve doğal gaz kullanımının etkileri istatistiksel işlemler ve meteorolojik parametrelerin de göz önüne alınması ile açıklandı. Ayrıca 1993-1995 döneminde Uludağ Milli Parkında Sarıalan'da ozon, azot oksitler, toplam tanecik ve kükürt dioksit derişimi ölçüm sonuçları meteorolojik parametreler ile birlikte değerlendirildi ve standart değerleri ile karşılaştırıldı. Böylece meteorolojik parametreler ve kirletici derişimleri arasındaki ilişkiler belirlendi.

Evlerden ve Bursa civarındaki küçük, büyük endüstri kuruluşlarından atılan sular Nilüfer deresini kirletmektedir. Bursa'nın evsel atıkları açık kanallar ile bu dereye taşınmaktadır. Nilüfer deresi Kocasu çayının en önemli ve en kirli kolu olup çeşitli atıkları taşıyarak Marmara Denizine boşalır. Ağır metaller, poliaromatik hidrokarbonlar ve bazı inorganik kirletici derişimlerinin 1991-1995 döneminde D.S.İ. ve Uludağ Üniversitesi'nin işbirliği ile beş istasyonda mevsimsel olarak Nilüfer deresi ve Kocasu çayında ölçülen sonuçları ve demir türlendirme çalışmaları ile birlikte değerlendirilerek açıklandı. Ölçülen tüm derişimler çok kirli düzeyinde gözlendi.

Türkiye'deki kalkınma gayretlerine paralel bir şekilde Bursa'da da hızlı kentleşme ve endüstrileşme sonucu tarım alanlarında plansız, kaçak konutlar, işletmeler inşa edildi. Tarım alanlarının tarım dışı amaçlar için kullanılması nedeniyle endüstri bölgeleri genişleyen yerleşim alanları, yollar oluşurken; sosyal, hukuksal ve mali sorunlar da hızlı artış gösterdi. Tarım alanlarının kullanımına neden olan başlıca etkenler arasındaki ilişkileri belirtmek için gerçekleştirilen araştırmalar incelendi ve karşılaştırıldı. Ayrıca Bursa'daki evsel ve tıbbi atıklar ile geri kazanılabilecek atıklar ile ilgili bilgiler derlendi.

 

Villalarda ısı, ses, su yalıtım sorunları ve çözümleri.

N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yalıtım 97 Bildiriler Kitabı. Elazığ, 15-16 Mayıs, 1997:182-184

Türkiye’de yalıtım konusunun yıllardan beri ihmal edilmesinin bedeli çok ağır ödenmektedir. Yalıtımsızlık, hem ülke ekonomisine, hem de hava kirliliğini arttırdığı için çevre ve insan sağlığına büyük zarar vermektedir. Yalıtım konusu gelişmiş ülkeler örnek alınarak, öznel ve lüks bir kullanıcı isteği olarak değil, nesnel ve gerekli bir yapısal gereklilik olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.

En küçük vatandaş örneğinden başlayarak büyük ölçekte inşaat yapan kurum, kuruluş ve müteahhitlerin, inşaat maliyetinin bir bölümünü oluşturacak yatırım harcamalarından kaçınmamaları için bilgilendirilmelidir. Bu konuda mesleğini icra eden mimarlar, yalıtım gerekliliği projelerine her konu ve noktada detaylara yansıtarak dile kaleme ve tasarıma yapı ve uygulamaya getirmelidirler.

Eğitim kurumlarında konu ile ilgili mesleklerde bir yapının oluşturulmasına bilimsel yaklaşılırken, yapı, yapı fiziği ve yapı malzeme bütünlüğünde yalıtımın neden, nerede, nasıl ve hangi malzemelerle olması gerektiği öğretim aşamasında aktarılmalıdır.

Son yıllarda Türkiye’de izolasyonun önemi, tanıtımları ve uygulamalarıyla daha iyi anlaşılabilmektedir. Özellikle ısı yalıtımı konusunda faaliyet gösteren firmaların yıllardır sürdürdüğü tanıtım çalışmaları, beraberinde çok önemli konular olan su ve ses izolasyonunun  da gelişmesini sağlamaktadır.

Isı yalıtımının önemini vurgulayacak bir örnekleme yapılırsa, Türkiye2de 4 iklim kuşağı için 100 metrekarelik bir çatı alanı olan bir yapıda, bir ısıtma sezonunda izolasyon türü ve kalınlığına bağlı olarak 17910 kg linyit kömürü veya 4555 lt fuel oil tasarruf edilebilir. Olay bunun yanısıra çevre kirliliğine karşı önlemde de çok etkindir. 8578 kg karbon dioksitten, 56488 kg karbondioksite ve 832 kg kükürt dioksite kadar havaya atılmasını önleyen değerlere varan sonuçlarla yalıtımın önemi vurgulanır ve yadsınamayacak değerlere çıkar.

Bu bağlamda her yapıda değişik çözümlerle de alınabilecek yalıtım konusunu villalarda özelleştirmek için gerekli incelemeler, oluşabilecek hasarlar, alınabilecek önlemleri ile detaylı açıklayabiliriz.

Villalar günümüz insanının bir özlemi, bir arayışı bir anlamda kentten doğaya bir kaçışı, şehirleşmeye bir karşıt haraketi şeklinde bir yaşam seçeneği olmuştur.

Bağımsız ısıtmalı, ayrık düzen, bitişik düzen veya ikiz evlerde karşılaşılan ısı, ses ve su yalıtım sorunları ve bunların çözümleri günümüzün önemli konularındandır.

Temelinden başlayarak, çatı arasına kadar kesinlikle gerekli olan yalıtımlara ihtiyacı olan bu yapı tiplerinde bu izolasyonlara sahip olmayanların uzun süreli kullanımında ortaya çıkan yapı hasarları görüldükçe insanlar bu işin gerekliliğine de inanmaktadırlar. Çünkü yapım tamamlandıktan sonra geri dönüşü bazı noktalarda yoktur veya sonradan doğru ve güzel bir çözüm olmamaktadır.

Ele alınabilecek konu başlıkları; her türü ve bohçalama ile temel su yalıtımları, bodrum duvarı ısı ve su yalıtımı, dış duvar dıştan ve içten yatayda ve düşeyde de ısı ve ses yalıtımları, radyatör arkası ısı yalıtımı, daireler arası ses yalıtımı, boruların ses ve titreşim yalıtımı, çatı arası ısı yalıtımı, ele alınabilecek konulardan en önemli olanlardır. Bu konuların genelleştirilip, örneklenip, hasar tespitleri ile desteklenip, yalıtım türü ve malzeme seçimleri ile kesin çözümlerinin üretilmesi gerekmektedir.

 

Gürültü kirliliğinin Bursa ili bazında incelenmesi.

S.K. AKAL, F. PAYAN, A. TEKSOY

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Türkiye'de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu II. Kitabı, Gebze, 22-23 Mayıs, 1997.

 

Yapılarda gürültü kontrolü, yapı malzeme ilişkisi.

N. AKINCITÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Türkiye'de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu II. Kitabı, Gebze, 22-23 Mayıs, 1997:963-971

İnsan eylemlerinin büyük bir bölümü yapı kabuğu denilen korumalı bir yapay çevre ortamında, diğer bölümleri de dış etkenlere açık doğal çevrede ve yarı kapalı ortamlarda süre gelmektedir.

Kişilerin eylem türlerine göre bir anlamda etkinlik biçimlerine göre oluşturulması gereken fizik ortamın temel ögelerinden en önemlilerinden birisi de ses tir.

Katı sıvı ve gaz ortamlardaki kulağın algılayabileceği basınç değişikliklerine ses, rahatsız edici seslere ise gürültü denir. Ses ve gürültü ile ilgili incelemelerin alanı doğal çevre ve yapay çevre ara kesitinde yer almaktadır. Olayın bir yönü, basınç, hız gibi nesnel ve ölçülebilir kavramlarıyla cansız doğa ve deterministik fizik yasaları, diğer yönü ise işitebilirlik, rahatsız edicilik gibi öznel ve ölçülemez kavramlarıyla canlı doğa ve istatistiksel psiko-fizyoloji yasalarıdır. Gürültü ve ses bilgisi farklı nitelikteki bu iki zeminin ortak temeline oturur.

Ses ögesinin nitelik ve nicelik açısından, insan doğasına göre öznelleştirilmiş duyu değerlerinin optimizasyonu ile işitsel konfor sağlanır. Bu şartlardaki ortamda kişi daha mutlu, verimli, fizyolojik ve psikolojik açıdan sağlıklı olacaktır.

Gürültünün dolaylı ve dolaysız, geçici ve kalıcı çeşitli zararları vardır. Kişisel ve öznel olan rahatsızlıktan farklı olarak, nesnelleştirilmiş ve sınırlandırılmış kalıcı zarar konusunun etkin sonuçları ve önlemleri ele alınmalıdır.

Ses enerjisinin azaltılmasına ses izolasyonu denir. Ses yüksekliğinin birimi desibel (dB) dir. Gürültünün zararlı olmaya başladığı sınır, genelde günde 8 saatlik bir süre için 85-90 dB dir.

Gürültünün neden olduğu zarar kümülatiftir.

Mimari açıdan mekanlarda yansıma ile seslerin üst üste binerek çoğalmasından oluşan rahatsızlık planlama kararları ve tasarım aşamasında en önemli girdiyi oluşturan ve çözüm aranan veridir. Gürültü denetiminde plan, ölçmeler ve hesaplar bir bütündür. Sesin frekansına göre ve yapıyı oluşturan sabit elemanlar ve yapıda kullanılan malzemelerin çeşitine göre farklılaşan ses yutuculukları vardır.

Bir malzemenin ses yutma oranı olarak bilinen, gereç içinde ısıya dönüşerek yok olan ses enerjisi ses düzeyindeki düşüşler için en önemli faktördür. Örneklenirse hacim akustiği ve oditoryum akustiğinde ses yutucu ve gözenekli doku malzemelerinin kullanımı söz konusudur.

Ses mekansal olarak dıştan dışa, dıştan içe ve içten içe yayılır. Yapıda iç mekanlarda mekanlar arası yatayda ve düşeyde sesin iletilmesi, ses titreşimlerine rijitliği ve kütlesi ile karşı koyabilecek bölmelerle azaltılır. Söz konusu olan sesin yutulması değil durdurulmasıdır. Kütle yani bölmenin ağırlığı ve rijitliğinde pratik sınırlara gelindiğinde çift cidar yüzen döşeme asma tavan ve benzeri özel çözümler ve özel dokulu malzeme örnekli çözümler aramak gerekir.

Trafik, endüstrileşme, yapı tesisatları, konut ve iş yerlerindeki gürültü kaynakları etkin nedenlerden bazılarıdır. Çok katlı yapılaşmada iç ve dış hafif bölmelerin gürültü kontrolünde yetersiz kalmaları, iskelet sisiteminde ise ses titreşimlerinin yayılmasının sistemce kolaylaştırılması diğer negatif etkenlerdir.

Kentlerde özellikle ülke genelinde nüfus artışı ve göçler nedeniyle yatay ve düşey yoğunluk artmış, insanların yapı içi ve yapı dışı yoğunluğunun  da etkisiyle sıkışık yaşantı üretilen ve iletilen gürültüyü gündeme getirmiştir.

Otomatizasyon ve endüstrileşme kişileri zihinsel çalışma alanına kaydırmış, insanlar gürültünün rahatsız edici etkisine ruhsal ve dolaylı zararlara duyarlı hale gelmişlerdir.

Biz mimarlara, çevrecilere ve malzeme üretimi ve seçici yetkililere çok önemli görevler düşmektedir. Toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi araştırıcı ve seçici olması gerekmektedir.

Zarar verme gücü yüksek olan bir çevre kirliliği olarak ortaya çıkan gürültü konusunda bir kontrol yönetmeliği hazırlanıp yayınlanarak yürürlüğe girmiş olması ülkemiz için iyi bir aşamadır kanısındayız.

yayınlar sayfası

kentleşme ve konutlar 2. sayfa