KENTLEŞME VE KONUTLAR İLE İLGİLİ
ÇALIŞMALAR
Utopia and
determinism: Architectural deterministic thinking in urban utopias.
N. T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi 8(2):143-152, 1988
Günümüzde kentsel tasarım alanındaki uygulamalarda
ortaya çıkan sorunlar, genellikle, bu uygulamaların ondokuzuncu yüzyıl
sonları ile yirminci yüzyıl başlarında Batı’da geliştirilen ütopik
kent modellerinden esinlenmesine bağlanmıştır. Bu dönemdeki kentsel ütopyalar,
fonksiyonu dar anlamda ele alarak sadece biyolojik gereksinimler ve teknolojik
buluşlara önem verdikleri, sosyal ve psikolojik gereksinimleri ise gözardı
ettikleri ve evrensel olarak uygulanabilme varsayımına dayandıkları için
eleştirilmişlerdir. Bu makalede öne sürülen üçüncü bir eleştiri konusu
ise bu kentsel ütopyaların, aynı zamanda mimari determinist düşünce-
mimari çevrenin sosyal yaşamın en önemli belirleyicilerinden biri olduğu
inancı- ile biçimlenmiş olmasıdır.
Makalede ütopik düşüncenin tarih içindeki gelişiminden
söz edilmiş ve mimari determinizm ondokuzuncu yüzyıl sonuyla yirminci yüzyıl
başları arasındaki dönemde geliştirilen kentsel ütopyalarda ortaya çıkış
nedenleri açıklanmıştır. Bu dönemdeki ütopik kent modelleri
progressive (geleceğe yönelik) ve regressive (geçmişe özlem duyan) yaklaşımların
ürünleri olarak iki ayrı grupta ele alınmıştır. Bu iki yaklaşımın
ortak eleştiri noktası mevcut mimari ve kentsel çevredir; ancak, ikinci
gruptakiler geçmişin yerel topluluk ruhuna özlem duyarak kentsel yaşamı doğa
ile yeniden ilişkilendirmeyi amaçlamışlar, birinci gruptakiler ise geçmişle
tüm ilişkiyi kopartmış ve verimlilik, temizlik, hız rasyonellik ve
ekonomiyi yeni çağın en önemli özellikleri olarak ele almışlardır. Yaklaşımlarındaki
farklılıklara karşın ondokuzuncu yüzyıl sonları ile yirminci yüzyıl başlarında
yaşayan ütopyacılar önerdikleri kent modellerinde genel olarak mimari
determinist düşünceyi benimsemişlerdir. Bu devrin en etkili kentsel ütopyacılarının
yazıları incelendiğinde söz konusu eğilim açıkça görülmektedir. Geleceğe
yönelik yaklaşımı benimseyen Sant’Elia, Le Corbusier ve Garnier ile geçmişe
özlem duyan yaklaşımı benimseyen Soria y Mata, Wright ve Howard’ın kent
tasarımıyla ilgili yazılarından verilen örnekler, mimari çevrenin sosyal
yaşamı belirleyeceği kanısının bu
dönemdeki kentsel ütopyalarda genel olarak egemen olduğunu göstermektedir.
Bu tür yaklaşımlar sonucunda gerçekleştirilen uygulamalardaki sorunlar mimari çevre ile sosyal çevre arasındaki ilişkinin mimarlar ve plancılar tarafından yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Son yıllarda yapılan pek çok araştırma mimari çevrenin toplumsal davranış ve toplumsal değişim üzerindeki etkisinin ancak dolaylı olabileceğini göstermiştir. Mimar ve plancı ancak potansiyel çevreyi sağlayabilir, fiili çevreyi ise kullanıcılar tanımlar. Mimari ve kentsel çevreye böyle bir yaklaşım daha gerçekçi ve sağlıklı önerilerin oluşmasına yardımcı olacaktır.
Regionalism vs
universalism: Architectural imports in developing countries.
N. T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
IAPS 11 Culture Space History Congress
,METU, 8-12 Temmuz, Ankara, 1990: 152-161
“ Yöresellik/Evrensellik”, “geleneksel/modern”, “eski/yeni” gibi kavramlar, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı endüstrileşme ve önemli toplumsal değişiklikler sürecinde müşteri tiplerindeki değişim ve yeni binalara duyulan gereksinimlerden kaynaklanan değer çelişkileriyle mimarlar karşılaştıkça, yeni boyutlar kazanmıştır. Bu süreç içinde fiziksel çevre kullanıcıların beklentilerine yanıt verememiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkeler için geçerli olan çözümlerin uygulanması kullanıcıların fiziksel çevreyle ilgili olarak tatminsizlik duymalarına neden olmuştur. Makalede Türkiye’de gecekondulara alternatif olarak önerilen toplu konut alanları, Hindistan’daki Chandigarh yeni kenti ve Brezilya’daki Brasilia yeni kenti incelenmiş ve bu örneklerde plancıların beklentileri ile gerçekleşen ortam arasındaki çelişkiler ortaya konmuştur. Yöresel mimarlığın sağlıklı yaşam çevreleri oluşturmak isteyen mimarlar için ipuçları taşıdığı vurgulanırken, bunun geçmişi aynen kopya etmek demek olmadığı, aksine kollektif oluşumların kişisel yorumlamaları içerecek örneklerle zenginleştirilebileceği belirtilmiştir.
Çağdaş mimarlık
akımları.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Mimarlık (Güney Marmara) 1:13-16, 1991
Makalede modern mimarlık kavramı modern sonrası olarak adlandırılabilecek farklı yaklaşımların ortak referans noktası olarak çözümlenmekte, Sullivan, Wright, Adler, Burnham, Le Corbusier, Meyer, Stam, Schmidt, Gropius, Breuer, Rohe, Aalto, Kahn, Rossi, Venturi, Eisenman gibi önemli mimarlar eserleriyle birlikte irdelenip karşılaştırılmaktadır. Makalede tek bir modern mimarlık kavramının söz konusu edilemeyeceği gibi tek bir post modernizm tanımının da mümkün olamayacağı vurgulanmaktadır.
Frank Lloyd Wright'ın
mimarlık ve kent planlama tarihindeki konumu.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
3. Yapı ve Yaşam 91 Kongre Bildiri Kitabı, 16-17 Mayıs, Bursa,
1991:286-298.
Çağımızın en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilen Frank Llyod Wright (1867-1959) ondokuzuncu yüzyıl sonu ile yirminci yüzyılın ilk yarısını kapsayan uzun yaşamı boyunca mimarlık ve kent planlama alanlarında çok sayıda öneri geliştirmiş, bu önerilerinde hem çağının bir temsilcisi hem de yorumcusu olmuştur. Projelerinde ırmak, deniz, çayır gibi sürekli oluşumlardan etkilenen Wright buna bir çeşit Nietzsche bireyciliği katmıştır. Gerçekten de Wright’ın yalnız konut tasarımlarında değil, yeni bir kent önerisinde de bireycilik ön plana çıkmıştır. Wright her projesinde belli ilkeler doğrultusunda yeni arayışlar içine girmiş, fonksiyon form ilişkisini, deteylar kütle ilişkisini başarılı bir şekilde ele alarak çağını etkilemiştir. Ancak 1935 de somutlaştırdığı yeni bir kent önerisi uygulama alanı bulamadığı gibi bazı yanlışlıkları da içermiştir. Wright’ın kentin problemlerini kentin gerçeklerinden uzaklaşarak çözmeye çalışması ve mimarlığın toplumu şekillendirebileceğine olan inancı bu yanlışlıkların başında gelmektedir. Makalede tasarımın sosyal problemleri çözebileceğini ummanın hata olduğu çünkü tasarımın ancak arzulanan davranış biçimleri için potansiyelleri sağlayabileceği ve istenmeyenler için olasılıkları azaltabileceği vurgulanmaktadır.
Yapı ve yaşamın dünü,
bugünü, yarını.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Mimarlık Posta 3:1-2, 1994.
Bu
Bursa'da mimarlık bölümünün
kuruluşunun öyküsü.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Mimarlık Posta 6:3, 1994
Yazı, Bursa Uludağ Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nün kuruluş sürecini, bölümün eğitim programının oluşturulmasındaki ana ilkeleri, bölümdeki eğitim kadrosu ve öğrenci profilini ele almaktadır.
Modern
sonrası mimarlık anlayışları.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Mimarlık 263:46-50, 1995.
Mimarlık en genelde, mekan yaratma sanatı ve tekniği olarak tanımlanabilir. Bir toplumdaki mekan anlayışı ve mekanın kullanılışı ise o toplumun tüm deneyim, yetenek ve değerlerinin toplamı olan kültürel sistemi ve yaşam biçimini somut olarak yansıtan en önemli belgedir. Çoğunluğunu halkın oluşturduğu mekanlar yöresel değerlere göre şekillenirken, mimar tarafından tasarlanan mekanlar özellikle endüstri devriminden sonra evrensel ve yöresel değerlerin çatışma sahnesi olmuştur. Endüstri devrimi paralelinde gelişen modern mimarlığın prototiplerin evrensel ölçekte uygulanmasını savunan yaklaşımına karşı, 1947’de Team 10 Grubunun çıkışıyla başlayan ve daha sonra Post Modern olarak tanımlanan mimarlar tarafından sürdürülen çoğulcu eleştiri ortamında tarihe doğal ve yöresel özelliklere, toplumsal değerlere ve kimliğe karşı genel bir ilgi başlamış, ancak pek çok mimar bu ilgiyi bir modayı takip edercesine sürdürerek olayın felsefik boyutlarını göz ardı etmiştir.Modern mimarlık sonrasında benimsenen mimarlık anlayışlarını dünyadaki ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel gelişmeler çerçevesinde ele alarak, Türkiye’deki yansımalarıyla özetleyen bu makale mimarlıkta modalar yerine kalıcı değerler aramanın geçerliliğini vurgulamaktadır.
Bursa 7. yapı-yaşam
Fuar ve kongresini gerçekleştirdi.
N.T. DOSTOĞLU
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Mimarlık, 264:10, 1995
Makalede “Kültür ve Mekan” temalı 7. Yapı ve Yaşam Kongresi kappsamında düzenlenen etkinlikler anlatılmaktadır.
Ahşap, ahşap yapı,
ahşap malzeme.
N. AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi 95 Yapı Gereç Yılı, Ahşap
Dergisi:13-15, 1995.
Ahşabın yapı malzemeleri arasındaki seçkin yeri yadsınamaz.
Bina yapımı ve kullanımında ise, kullanıcı olan insan sağlığında en
olumlu şekilde etkindir. Kullanıcıya rahatlık duygusu veren, en sıcak
psikolojik etkiyi yaratabilen malzemedir.
Yapı malzemesi olarak kullanılmaya başlanması tarihi,
beton ve çeliğe göre çok eskiye dayanan ahşap, günümüzde doğadaki
konumundan ve ekonomik nedenlerden çok değerli bir malzeme olarak kullanımını
sürdürmektedir. Doğanın en yararlı ve en güzel süsü olan bu malzemenin
yetişmesi oldukça uzun yıllar alır. Yetişme süresi ile özellikle yangın
gibi etkenlerle yok olma süresi arasında ters bir orantı bulunan bu malzemeye
vereceğimiz değer, toplumu doğayı sevdirmeye yönlendirerek bilinçlendirmekle
ortaya çıkabilir.
Ahşabın bazı yörelerde daha yaygın kullanımı, o bölgede ormanların bilinçli kesimi, bol miktarda varlığı ve ağaçların cins ve kalitesiyle yakından ilişkilidir. Ağaçların mukavemeti kendisini yetiştiren toprağın kuvvetine, bölgenin iklimine ve ağacın cinsine, sertliğine, yetişme şartlarına ve hastalıklarına bağlıdır.
Kent planlamasında
programlama sürecinde esneklik ve büyüyebilme olgularının incelenmesi.
N. AKINCITÜRK, T. KAPROL
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre
Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-6
Sürekli aratn nüfus, gelişen teknoloji, hızlı endüstrileşme
ve şehirleşmeden kaynaklanan pek çok problem, yapı ve çevre bütünüyle
kent ölçeğinde oldukça etkinsel bir ortam oluşturmaktadır.
Değişen koşullar yeni gereksinimleri doğurabileceği
gibi, insanın çevre algılaması da nesnelleşme süreci ile değişmektedir.
Gereksinimlerin karşılandığı çevre olarak tanımlayabileceğimiz
bir ara çevrenin yaratılması, doğal çevreye artı ve eksileriyle bir girdi
oluşturmaktadır. Ara çevre olarak biçimlenip nesnelleşen, insanın öznel
yargılarını, hem de dış çevrenin nesnel koşullarını kendine göre değerlendirip
dışsallaştırmasıdır.
En küçük ölçekte yapı olarak ele alabileceğimiz
olgu kent ölçeğinde bütünleşerek makro çevremizi sarar. Bu noktada,
gelecekte de tüm sistemin kontrollü büyüyebileceği mimari çevreler yaratma
kuşkusu çok iyi oluşturulmuş bir mimari programlama süreci ile gerçekleştirilebilir.
Sistemin amaçları ve hedefleri önceden belirlenmelidir.Tarihsel tecrübe, kültürel
değerler ve sosyal kaynaklar, verileriyle belirlenen bir sosyal politikayı,
ulusal hedefler doğrultusunda yürütecek bu sistemi kurmak ana amaç olmalıdır.
Alt amaçlar, hedefler bazında geliştirilebilir, detaylandırılabilir.
Özetle amaç, kapsamlı, dengeli ve öncelikleri saptanmış,
esnek ve gelişime açık, kaynakları en iyi şekilde kullanan, çevreyle
olumlu etkileşimle dengelenen bir planlamaya gitmektir. Planlamanın hedefi ise
uzun vadede ele alınmalıdır ve bu sürede kademeleştirilmelidir. Her evrenin
çıktıları bir sonraki evreye değerlendirilerek giren bir girdiler dizisi
oluşturulmalıdır.
Özellikle hızla yitirilen çevresel kaynaklar,
problemler, değişebilecek durumlara yansıtılmalıdır. Kaynak sınırlamaları
değerlendirilip stratejiler belirlenmelidir. Alınan kararlara yönelirken
belirlenen hedeflerde dönüşümlü kontrol önemlidir.
Mekan, yapı ve çevre bütününde en küçük ölçekten
başlayarak makro ölçeğe varan kent oluşumunda çok amaçlı geçmişteki
tecrübelerin desteğinde uzun vadeli ve geleceğe yönelik kapsamlı bir
planlama yapılmalıdır. Uzun vadeli planlamada gelecekte esnek büyüme verileri hazırlanmalı, tasarlanmalıdır.
Sonuç olarak, bu yazıda yerleşmiş bölgelerde özellikle
kent merkezinin tarihi ve mimari dokusunun
korunması, mevcut kullanım alanında yapılabilecek işlevsel değişiklikler
fonksiyonel eskimeye uğramış bölgelerde ise esnek kullanma, değişebilirliğe
uyarlanabilecek çözümlere gidilmesi ile bir ölçüde sağlanabilir.
Kentsel
doku değişikliklerinin kent yaşamına etkileri.
T.KAPROL, G. BAYÜLGEN, S.K. AKAL, N. AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre
Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-6
Yeni yerleşim alanlarının tasarımında ve hayata geçirilmesinde
çevre faktörlerinin etkisi bilinir.
Belirli doku içinde değişiklik yapılması gerektiğinde çevre analizi önemlidir. Aksi takdirde yerleşim ve çevre sorunları zaman içinde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle tarihsel ve mimari özellik taşıyan kent
dokularında yeni yerleşim alanları açılırken tarihsel süreç bağlamında
konunun önemi ve gerekliliği tebliğde ele alınmıştır.
Kentsel yapılaşmanın
görsel çevreye katkısının İstanbul Feriköy ve Kurtuluş bölgeleri bağlamında
irdelenmesi.
T.KAPROL, S.K. AKAL, F. KARAER, N.
AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Dokuz Eylül Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi Yerleşim ve Çevre
Sorunları Çanakkale ili Sempozyumu Kitabı. İzmir, Eylül 1996:1-5
Batılılaşma süreci içinde İstanbul kentinin büyümesi
ve geçirdiği mekansal değişim kent içindeki nüfus dağılımından
etkilenmiştir. Feriköy ve Kurtuluş bölgeleri ve civarı yüzyılın ikinci
yarısından itibaren hızlı bir yerleşim alanı olmuştur. 20. yüzyılın başında
çok katlı konut yaşamı, İstanbul genelinde ve incelenen bölgede kendine özgü
biçimlenmiştir. Bölgeye gelen yeni yapılaşmada mevsut tarihsel dokuya
uymayan çarpık, düzensiz bir tutum hakimdir. Bölgenin görsel bütünlüğü
bozulurken, yeni yapılaşma dokuya olumsuz katkılarda bulunmaktadır.
Kentsel dokularda tüm alt yapı sorunları , çevre
sorunları kendi zaman dilimleri içinde akılcı ve mantıksal çözümler ile
giderilebilir. Bu bağlamda, yaşam çevremizi oluştururken geçmişi
irdeleyerek, elde edilen donelerin günümüz koşullarında veri olarak kullanılması
gerekir.
Bu yazıda kent içi tasarımlarında mevcut doku içerisindeki
ögeye yaklaşım kriterlerinin incelenmesi, görüntü kirliliğinin önlenmesi
örnekler bağlamında çözüm yöntemlerinin saptanması amaçlanmıştır.
Kent planlaması değişen
öznel kullanıcı isteklerinin nesnel gereksinimleri olarak yapı ölçeğinde
esneklik, değişebilirlik ve büyüme olarak programlama sürecine yansıtılması.
N. AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
TMMOB, Mimarlar Odası Adana Şubesi, Çukurova Üniversitesi Mühendislik
ve Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü. Adana'nın Kentsel Gelişme
Sorunları ve Koruma AMAÇLI Planlama Tasarım Uygulama Hedefleri Sempozyumu
Kitabı. Adana, 7-8 Kasım 1996:1-6
Türkiye’nin nüfus artış hızı % 2 nin üzerinde olup, kırsal alandan kentlere doğru hızlı bir göç yıllardır boyutları sürekli büyüyerek devam etmektedir. Yerleşim alanları ve paralelindeki sorunların büyük bölümü, temelde aşırı nüfus artışından kaynaklanmaktadır. Sosyal yapıdaki değişim olayın tabanını oluşturmaktadır. İşlevsel ve mekansal değişimle süreç ortaya çıkar. Sonuçta ise makro ölçekte kent bütünündeki sorunları hazırlayan, mikro ölçekte yaşam koşullarının değişiminden kendisini soyutlama çabasına yenik düşerek değişime uğrayan yapılardır.
Bursa ve çevresinin
kirlilik ve kentleşme profili.
U. ÖZER, M. CEBE, Ş.GÜÇER ve ark.
Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü
24-26 Haziran 1996 tarihinde Bursa’da yapılan I. Uludağ Çevre Mühendisliği
Sempozyumunda bildiri olarak sunulmuştur.
I. Uludağ Çevre Mühendisliği Sempozyumu Kitabı. Bursa. Uludağ Üniversitesi
Basımevi, 1997:821-844
Daha önceleri yüksek verimi ve ürünleri ile tanınan
Bursa ovasının son 20-25 yılda hızlı endüstrileşmesi ve kentleşmesi
sonucu Bursa çevresinde hava, su kaynakları ve toprak kirlilik tehdidi altındadır.
Uludağ Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ULUÇAM)
hava, su ve besin kirlilik düzeylerini belirlemek amacı ile yapılan araştırma
sonuçlarını derledi ve ayrıca hızlı endüstrileşme ve kentleşmenin
sorunlarını inceledi. Böylece Bursa çevresinin kirlilik ve kentleşme
profili sunuldu.
1985-1995 döneminde Bursa şehrinde çeşitli
istasyonlarda kükürt dioksit, duman, eser elementler ve toplam tanecik düzeylerini
belirlemek amacı ile gerçekleştirilen ölçüm sonuçları standart değerleri
ile karşılaştırıldı. Ayrıca hava kirleticilerini yayan kaynakların ve doğal
gaz kullanımının etkileri istatistiksel işlemler ve meteorolojik
parametrelerin de göz önüne alınması ile açıklandı. Ayrıca 1993-1995 döneminde
Uludağ Milli Parkında Sarıalan'da ozon, azot oksitler, toplam tanecik ve kükürt
dioksit derişimi ölçüm sonuçları meteorolojik parametreler ile birlikte değerlendirildi
ve standart değerleri ile karşılaştırıldı. Böylece meteorolojik
parametreler ve kirletici derişimleri arasındaki ilişkiler belirlendi.
Evlerden ve Bursa civarındaki küçük, büyük endüstri
kuruluşlarından atılan sular Nilüfer deresini kirletmektedir. Bursa'nın
evsel atıkları açık kanallar ile bu dereye taşınmaktadır. Nilüfer deresi
Kocasu çayının en önemli ve en kirli kolu olup çeşitli atıkları taşıyarak
Marmara Denizine boşalır. Ağır metaller, poliaromatik hidrokarbonlar ve bazı
inorganik kirletici derişimlerinin 1991-1995 döneminde D.S.İ. ve Uludağ Üniversitesi'nin
işbirliği ile beş istasyonda mevsimsel olarak Nilüfer deresi ve Kocasu çayında
ölçülen sonuçları ve demir türlendirme çalışmaları ile birlikte değerlendirilerek
açıklandı. Ölçülen tüm derişimler çok kirli düzeyinde gözlendi.
Türkiye'deki kalkınma gayretlerine paralel bir şekilde
Bursa'da da hızlı kentleşme ve endüstrileşme sonucu tarım alanlarında
plansız, kaçak konutlar, işletmeler inşa edildi. Tarım alanlarının tarım
dışı amaçlar için kullanılması nedeniyle endüstri bölgeleri genişleyen
yerleşim alanları, yollar oluşurken; sosyal, hukuksal ve mali sorunlar da hızlı
artış gösterdi. Tarım alanlarının kullanımına neden olan başlıca
etkenler arasındaki ilişkileri belirtmek için gerçekleştirilen araştırmalar
incelendi ve karşılaştırıldı. Ayrıca Bursa'daki evsel ve tıbbi atıklar
ile geri kazanılabilecek atıklar ile ilgili bilgiler derlendi.
Villalarda ısı,
ses, su yalıtım sorunları ve çözümleri.
N. AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yalıtım 97 Bildiriler Kitabı.
Elazığ, 15-16 Mayıs, 1997:182-184
Türkiye’de yalıtım konusunun yıllardan beri ihmal
edilmesinin bedeli çok ağır ödenmektedir. Yalıtımsızlık, hem ülke
ekonomisine, hem de hava kirliliğini arttırdığı için çevre ve insan sağlığına
büyük zarar vermektedir. Yalıtım konusu gelişmiş ülkeler örnek alınarak,
öznel ve lüks bir kullanıcı isteği olarak değil, nesnel ve gerekli bir yapısal
gereklilik olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.
En küçük vatandaş örneğinden başlayarak büyük ölçekte
inşaat yapan kurum, kuruluş ve müteahhitlerin, inşaat maliyetinin bir bölümünü
oluşturacak yatırım harcamalarından kaçınmamaları için
bilgilendirilmelidir. Bu konuda mesleğini icra eden mimarlar, yalıtım
gerekliliği projelerine her konu ve noktada detaylara yansıtarak dile kaleme
ve tasarıma yapı ve uygulamaya getirmelidirler.
Eğitim kurumlarında konu ile ilgili mesleklerde bir yapının
oluşturulmasına bilimsel yaklaşılırken, yapı, yapı fiziği ve yapı
malzeme bütünlüğünde yalıtımın neden, nerede, nasıl ve hangi
malzemelerle olması gerektiği öğretim aşamasında aktarılmalıdır.
Son yıllarda Türkiye’de izolasyonun önemi, tanıtımları
ve uygulamalarıyla daha iyi anlaşılabilmektedir. Özellikle ısı yalıtımı
konusunda faaliyet gösteren firmaların yıllardır sürdürdüğü tanıtım
çalışmaları, beraberinde çok önemli konular olan su ve ses izolasyonunun
da gelişmesini sağlamaktadır.
Isı yalıtımının önemini vurgulayacak bir örnekleme
yapılırsa, Türkiye2de 4 iklim kuşağı için 100 metrekarelik bir çatı
alanı olan bir yapıda, bir ısıtma sezonunda izolasyon türü ve kalınlığına
bağlı olarak 17910 kg linyit kömürü veya 4555 lt fuel oil tasarruf
edilebilir. Olay bunun yanısıra çevre kirliliğine karşı önlemde de çok
etkindir. 8578 kg karbon dioksitten, 56488 kg karbondioksite ve 832 kg kükürt
dioksite kadar havaya atılmasını önleyen değerlere varan sonuçlarla yalıtımın
önemi vurgulanır ve yadsınamayacak değerlere çıkar.
Bu bağlamda her yapıda değişik çözümlerle de alınabilecek
yalıtım konusunu villalarda özelleştirmek için gerekli incelemeler, oluşabilecek
hasarlar, alınabilecek önlemleri ile detaylı açıklayabiliriz.
Villalar günümüz insanının bir özlemi, bir arayışı
bir anlamda kentten doğaya bir kaçışı, şehirleşmeye bir karşıt haraketi
şeklinde bir yaşam seçeneği olmuştur.
Bağımsız ısıtmalı, ayrık düzen, bitişik düzen
veya ikiz evlerde karşılaşılan ısı, ses ve su yalıtım sorunları ve
bunların çözümleri günümüzün önemli konularındandır.
Temelinden başlayarak, çatı arasına kadar kesinlikle
gerekli olan yalıtımlara ihtiyacı olan bu yapı tiplerinde bu izolasyonlara
sahip olmayanların uzun süreli kullanımında ortaya çıkan yapı hasarları
görüldükçe insanlar bu işin gerekliliğine de inanmaktadırlar. Çünkü
yapım tamamlandıktan sonra geri dönüşü bazı noktalarda yoktur veya
sonradan doğru ve güzel bir çözüm olmamaktadır.
Ele alınabilecek konu başlıkları; her türü ve bohçalama
ile temel su yalıtımları, bodrum duvarı ısı ve su yalıtımı, dış duvar
dıştan ve içten yatayda ve düşeyde de ısı ve ses yalıtımları, radyatör
arkası ısı yalıtımı, daireler arası ses yalıtımı, boruların ses ve
titreşim yalıtımı, çatı arası ısı yalıtımı, ele alınabilecek
konulardan en önemli olanlardır. Bu konuların genelleştirilip, örneklenip,
hasar tespitleri ile desteklenip, yalıtım türü ve malzeme seçimleri ile
kesin çözümlerinin üretilmesi gerekmektedir.
Gürültü kirliliğinin
Bursa ili bazında incelenmesi.
S.K. AKAL, F. PAYAN, A. TEKSOY
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü
Türkiye'de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu II. Kitabı, Gebze,
22-23 Mayıs, 1997.
Yapılarda gürültü
kontrolü, yapı malzeme ilişkisi.
N. AKINCITÜRK
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
Türkiye'de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu II. Kitabı, Gebze,
22-23 Mayıs, 1997:963-971
İnsan eylemlerinin büyük bir bölümü yapı kabuğu
denilen korumalı bir yapay çevre ortamında, diğer bölümleri de dış
etkenlere açık doğal çevrede ve yarı kapalı ortamlarda süre gelmektedir.
Kişilerin eylem türlerine göre bir anlamda etkinlik biçimlerine
göre oluşturulması gereken fizik ortamın temel ögelerinden en önemlilerinden
birisi de ses tir.
Katı sıvı ve gaz ortamlardaki kulağın algılayabileceği
basınç değişikliklerine ses, rahatsız edici seslere ise gürültü denir.
Ses ve gürültü ile ilgili incelemelerin alanı doğal çevre ve yapay çevre
ara kesitinde yer almaktadır. Olayın bir yönü, basınç, hız gibi nesnel ve
ölçülebilir kavramlarıyla cansız doğa ve deterministik fizik yasaları, diğer
yönü ise işitebilirlik, rahatsız edicilik gibi öznel ve ölçülemez
kavramlarıyla canlı doğa ve istatistiksel psiko-fizyoloji yasalarıdır. Gürültü
ve ses bilgisi farklı nitelikteki bu iki zeminin ortak temeline oturur.
Ses ögesinin nitelik ve nicelik açısından, insan doğasına
göre öznelleştirilmiş duyu değerlerinin optimizasyonu ile işitsel konfor
sağlanır. Bu şartlardaki ortamda kişi daha mutlu, verimli, fizyolojik ve
psikolojik açıdan sağlıklı olacaktır.
Gürültünün dolaylı ve dolaysız, geçici ve kalıcı
çeşitli zararları vardır. Kişisel ve öznel olan rahatsızlıktan farklı
olarak, nesnelleştirilmiş ve sınırlandırılmış kalıcı zarar konusunun
etkin sonuçları ve önlemleri ele alınmalıdır.
Ses enerjisinin azaltılmasına ses izolasyonu denir. Ses
yüksekliğinin birimi desibel (dB) dir. Gürültünün zararlı olmaya başladığı
sınır, genelde günde 8 saatlik bir süre için 85-90 dB dir.
Gürültünün neden olduğu zarar kümülatiftir.
Mimari açıdan mekanlarda yansıma ile seslerin üst üste
binerek çoğalmasından oluşan rahatsızlık planlama kararları ve tasarım aşamasında
en önemli girdiyi oluşturan ve çözüm aranan veridir. Gürültü denetiminde
plan, ölçmeler ve hesaplar bir bütündür. Sesin frekansına göre ve yapıyı
oluşturan sabit elemanlar ve yapıda kullanılan malzemelerin çeşitine göre
farklılaşan ses yutuculukları vardır.
Bir malzemenin ses yutma oranı olarak bilinen, gereç içinde
ısıya dönüşerek yok olan ses enerjisi ses düzeyindeki düşüşler için
en önemli faktördür. Örneklenirse hacim akustiği ve oditoryum akustiğinde
ses yutucu ve gözenekli doku malzemelerinin kullanımı söz konusudur.
Ses mekansal olarak dıştan dışa, dıştan içe ve içten
içe yayılır. Yapıda iç mekanlarda mekanlar arası yatayda ve düşeyde
sesin iletilmesi, ses titreşimlerine rijitliği ve kütlesi ile karşı
koyabilecek bölmelerle azaltılır. Söz konusu olan sesin yutulması değil
durdurulmasıdır. Kütle yani bölmenin ağırlığı ve rijitliğinde pratik sınırlara
gelindiğinde çift cidar yüzen döşeme asma tavan ve benzeri özel çözümler
ve özel dokulu malzeme örnekli çözümler aramak gerekir.
Trafik, endüstrileşme, yapı tesisatları, konut ve iş
yerlerindeki gürültü kaynakları etkin nedenlerden bazılarıdır. Çok katlı
yapılaşmada iç ve dış hafif bölmelerin gürültü kontrolünde yetersiz
kalmaları, iskelet sisiteminde ise ses titreşimlerinin yayılmasının
sistemce kolaylaştırılması diğer negatif etkenlerdir.
Kentlerde özellikle ülke genelinde nüfus artışı ve göçler
nedeniyle yatay ve düşey yoğunluk artmış, insanların yapı içi ve yapı dışı
yoğunluğunun da etkisiyle sıkışık
yaşantı üretilen ve iletilen gürültüyü gündeme getirmiştir.
Otomatizasyon ve endüstrileşme kişileri zihinsel çalışma alanına kaydırmış, insanlar gürültünün rahatsız edici etkisine ruhsal ve dolaylı zararlara duyarlı hale gelmişlerdir.
Biz mimarlara, çevrecilere ve malzeme üretimi ve seçici
yetkililere çok önemli görevler düşmektedir. Toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi
araştırıcı ve seçici olması gerekmektedir.
Zarar verme gücü yüksek olan bir çevre kirliliği
olarak ortaya çıkan gürültü konusunda bir kontrol yönetmeliği hazırlanıp
yayınlanarak yürürlüğe girmiş olması ülkemiz için iyi bir aşamadır
kanısındayız.