OLUMSUZ ÇEVRE KOŞULLARININ CANLILAR ÜZERİNE OLAN ETKİSİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

 

 Marmara denizinde avlanan bazı balık türlerindeki cıva kalıntı düzeyleri.

 S. CEYLAN, S. SONAL

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 5-6(1-2-3):237-242, 1986-87

Marmara Denizinde Gemlik körfezi ve Kapıdağ yarımadası kesimlerinden avlanan beş türden toplam 48 balık numunesinde total cıva kalıntı düzeyleri belirlendi. Bulunan ortalama cıva derişimlerinin birçok ülkenin kabul ettiği tolerans limitlerinden düşük olduğu ve insan sağlığı yönünden beslenme yoluyla sakıncalı olmadığı kanısına varıldı.

 

Deterjanların sucul ortamlardaki biyolojik etkileri.

 

G. GÜLERYÜZ, M. GÖKÇEOĞLU, B. TÖZÜN

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Canlılar ve Çevre Kitabı içinde. Editör: M.A. ÖZTÜRK, İ. TÜRKAN.

Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir , 1989:179-184.

 

Linear alkil benzen sodyum sulfonatın (LAS) paramecium sp. Üzerine etkileri.

G. GÜLERYÜZ, S. BUDAK

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Canlılar ve Çevre Kitabı içinde. Editör: M.A. ÖZTÜRK, İ. TÜRKAN.

Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir , 1989:185-191.

 

Armutlu- Gemlik kıyı şeridi likenleri üzerine taksonomik çalışmalar.

Ş. ÖZTÜRK

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

X. Ulusal Biyoloji Kongresi Kitabı, Erzurum, 18-20 Temmuz, 1990:221-229.

1988-1989 yıllarında yapılan bu çalışmada Armutlu-Gemlik kıyı şeridi üzerinde belirlenen 11 istasyondan toplanan liken örnekleri sistematik olarak değerlendirilerek, morfolojik olarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışma sonunda 26 tür saptanmıştır. Bu türlerden 3 ü Marmara Bölgesi için yeni kayıttır.

 

Metalik kirleticilerin kuşlardaki etkileri.

S. CEYLAN, S. SONAL

Veteriner Fakültesi

5. Bandırma Kuşcenneti ve Çevre Sorunları Sempozyumu , Bandırma, 3-4 Haziran 1990: 136-153,           

Kalıcı etkileri olan ve  birikme özelliği gösteren çevre kirleticileri en basit canlıdan, en üst kademedeki canlıya, giderek artan miktarlarda birikir. Bu kirlilik düzeylerinin belirlenmesinde biyolojik gösterge olarak deniz ve kara ortamında kuşlar ve bunların yumurta ve tüylerinden yararlanılmaktadır. Ekosistemlere yönelik olumsuz etkileri olan tüm kimyasal kirleticiler , öncelikle besin zincirini oluşturan en alt kademedeki canlılarda biyosid etki gösterir. Uzun süreli etkileri sonucunda kuşlarda hastalıklara ve diğer stres etkenlerine duyarlılık artışı, habitatlarında değişimler, üremedeki yetersizliklere bağlı populasyon azalması; ölüm ve diğer akut etkiler meydana gelir.

Bu makalede, besinleriyle sürekli olarak düşük miktarlarda  alınan cıva, kurşun, kadmiyum  ve alüminyum gibi metal kalıntılarının kuşlardaki etkileri açıklanmaya çalışılmıştır.

 

Uludağ'ın kabuksu ve dalsı likenleri üzerinde bir araştırma.

Ş. ÖZTÜRK

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Doğa- Turkish Journal of Botany 16:405-409, 1992

Bu çalışmada Uludağ'da 34 istasyondan toplanan kabuksu ve dalsı formda 48 liken taksonu saptanmıştır. Bunlardan 28 takson çalışma bölgesi için yeni kayıttır. Tespit edilen türlerin subtratlara göre dağılımı incelenmiştir.

 

Gemlik -Mudanya sahil şeridi likenleri.

A. ÖZDEMİR, Ş.ÖZTÜRK

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Doğa-Turkish Journal of Botany 16:247-251, 1992

Bu çalışmada Bursa ilinin kuzey bölümündeki Gemlik-Mudanya kıyı şeridinde bulunan 36 liken taksonunun yayılış alanları ve ekolojik özellikleri verilmektedir.

 

Uludağ Milli Parkı alpinik bölgesinde otlatmaya bağlı bitkisel madde ve azot kaybı.

G. GÜLERYÜZ, M. GÖKÇEOĞLU

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

XI. Ulusal Biyoloji Kongresi Kitabı. Fırat Üniversitesi Matbaası, Elazığ, 24-27 Haziran 1992:99-109.

Bu araştırmada 1988 ve 1989 yıllarının vejetasyon periyotlarında Uludağ Milli Parkının alpinik bölgesinde geniş dağılım gösteren Nardus stricta, Festuca punctoria ve Festuca paphlagonica türlerinin dominant oldukları bitki topluluklarında otlatmaya bağlı olarak bitkisel madde ve azot kaybı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Araştırma sonucunda Festuca türlerinin sert ve dikensi yapraklarından dolayı hayvanlar tarafından tercih edilmediği, Festuca punctoria ve Festuca paphlogonica bitki topluluklarında otlatmaya bağlı olarak bitkisel madde ve azot kaybının fazla olmadığı görülmüştür. Nardus stricta türünün dominant olduğu bitki topluluğunda ise Nardus stricta ve iştirakçi türlerin hayvanlar tarafından tercih edilen özellikte olmasından dolayı otlatmaya bağlı olarak yüksek oranda bitkisel madde ve azot kaybının olduğu tespit edilmiştir.

 

Uluabat gölü çevresinde avlanan yaban ördeklerindeki (Anas Platyrhynchos) cıva kalıntı düzeyleri.

O.YILMAZ, S.SONAL , S.CEYLAN

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 12(3):54-60, 1993

Uluabat gölü ve çevresinde avlanan yaban ördeklerinin (Anas platyrhynchos) karaciğer ve böbrekleri cıva yönünden analiz edildi. Cıva kalıntı düzeyleri ördeklerin karaciğerinde ortalama 0.545 ± 0.125 ppm, böbreklerinde ise 0.351 ± 0.056 ppm olarak bulundu. Cinsiyete göre yapılan belirlemede dişilerin karaciğer ve böbreklerinde sırasıyla 0.238 ± 0.034 ppm ve 0.247 ± 0.055 ppm; erkeklerin karaciğer ve böbreklerinde ise 0.896 ± 0.193 ppm ve 0.471 ± 0.092 ppm cıva kalıntı düzeyi saptandı.

 

Bursa'da yaşayan sokak köpeklerindeki cıva kalıntı düzeyleri.

O. YILMAZ, S. SONAL , S.CEYLAN

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 12(3):60-65, 1993

Bursa Nilüfer Belediyesi Veteriner Müdürlüğünden sağlanan sokak köpeklerinin karaciğer ve böbreklerinde cıva kalıntı analizi yapıldı. Ortalama cıva kalıntı düzeyleri 2 yaş ve daha büyük olan köpeklerin karaciğerinde 0.209 ± 0.025 ppm; 0.6-1 yaşında olan köpeklerin karaciğerinde 0.233 ± 0.073 ppm ve böbreğinde 0.159 ± 0.077 ppm olarak saptandı. Yaşa göre köpeklerin organ cıva düzeyleri arasındaki fark istatistik yönünden önemsiz bulundu ( p>0.05 ).

 

Uludağ'ın alpin bölgesi üzerine bazı gözlemler.

G. GÜLERYÜZ

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dergisi Seri B 16(1):816-826, 1994.

Uludağ Milli Parkı sınırları içerisinde yer alan araştırma bölgesi, Türkiye için önemli kayak merkezidir. Uludağ alpin bölgesinin ekolojik bakımdan önemi, tipik alpin toplulukları ile endemik bitki türlerini barındırmasıdır. Buna rağmen, özellikle volfram maden işletmesi ile oteller arasındaki bölgede doğal yapının büyük ölçüde bozulduğu tespit edilmiştir.

 

Hayvansal ürünlerde kalıntı.

S. SONAL

Veteriner Fakültesi

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Veterinerlik ve Hayvancılık Araştırma Grubu

Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Ankara, 1994

 

Hayvansal besinlere yansıyan metal kalıntıları ve yaratabileceği sağlık sorunları.

S.SONAL

Veteriner Fakültesi

Türkiye'de Veteriner İlaçları Üretimi, Pazarlaması, Güvenli Kullanımı ve Kalıntı Sorunları Sempozyumu Kitabı. Ankara,  13-14 Ekim 1994:121-134

Su, besinler ve hava ile alınan metalik kirleticiler, bütün canlılarda birikme eğilimindedir. Çevre kirliliğinin bir göstergesi olarak canlılarda bulunan metalik kirleticiler su ürünlerinde, bulaşık bölgelerde otlayan ve kontamine olmuş konsantre yemlerle beslenen hayvanlarda yüksek boyutlara ulaşır. Bu şekilde besinlerle birlikte sürekli düşük düzeylerde alınan cıva, kadmiyum, kurşun ve alüminyum gibi metal kalıntıları çevre ve insan sağlığını önemli derecede etkilemektedir. Canlı organizmanın etkilenimi sonucunda başlıca hastalıklara ve diğer stres etkenlerine duyarlılık artışı, kanser, erken yaşlanma, sinirsel belirtiler, zayıf kemik oluşumu, kaslarda ağrı, iştahsızlık, anemi, erken ölüm ve doğum anomalilerine neden olur. Bu makalede hayvansal besinlere yansıyan metal kalıntıları ve yaratabileceği sağlık sorunları irdelenmeye çalışılmıştır.  

 

Türkiye’de tüketilen ithal uskumru balıklarında cıva ile kirlenme.

S. SONAL

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 14(1-2-3):85-88, 1995

İskandinav ülkelerinden ithal edilen uskumru balıklarında (n=77) total cıva kirliliği  araştırıldı. Balık etindeki ortalama cıva derişimi 0.236 ± 0.0205  ppm olarak saptandı. En fazla kirlilik düzeyi 0.100-0.500 ppm limitleri arasında bulundu ( %64.93).

 

Bursa’da yaşayan sokak köpeklerinde kadmiyum ve kurşunla kirlenme düzeyleri.

S. SONAL, O. YILMAZ, S. CEYLAN

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 14(1-2-3):89-96, 1995

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesinde otopsiye alınan sokak köpeklerinden sağlanan karaciğer ve böbreklerde kadmiyum ve kurşun kalıntı analizi yapıldı. Ortalama kadmiyum ve kurşun düzeyleri sırasıyla karaciğerde 0.096 ± 0.016 ,  0.026 ± 0.003 ppm; böbrekte 0.199 ± 0.023 ,  0.022 ± 0.003 ppm olarak saptandı. Köpeklerin karaciğer ve böbrek kadmiyum düzeyleri arasındaki fark istatistik yönünden önemli bulundu (p<0.001).

 

İznik ve Uluabat göllerindeki bazı balık türlerinde ağır metallerle kirlenmenin araştırılması.

S. SONAL

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 14(1-2-3):75-84, 1995.

İznik ve Uluabat göllerinden avlanan balık türlerinde çeşitli metallerin kirlilik düzeyleri belirlendi. Ortalama kadmiyum, cıva, kurşun, bakır, demir ve çinko düzeyleri sırasıyla İznik gölündeki balıklarda 0.084, 0.181, 0.387, 2.496, 13.857 ve 11.770 ppm; Uluabat gölündeki balıklarda 0.101, 0.255, 0.407, 2.081, 11.251 ve 16.670 ppm olarak bulundu. Her iki gölden avlanan sazan ve kızılkanat balıklarındaki kadmiyum, cıva, kurşun ve bakır düzeyleri arasındaki fark istatistik yönden önemsiz; demir ve çinko düzeyleri arasındaki fark önemli bulundu (p<0.01, p<0.001).

 

Uluabat gölünde avlanan yaban ördeklerinde kurşun ve kadmiyum ile kirlenme.

O.YILMAZ, S. SONAL, S.  CEYLAN

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 14(1-2-3):57-65, 1995

Uluabat gölünde avlanan yaban ördeklerinin karaciğer ve böbreklerinde kurşun ve kadmiyum kalıntı düzeyleri belirlendi. Ortalama kurşun ve kadmiyum kalıntı düzeyleri sırasıyla karaciğerde 0.706 ± 0.085 ppm ve 1.758 ± 0.360 ppm; böbrekte ise 0.855 ± 0.126 ppm ve 3.887 ± 0.899 ppm olarak bulundu. Dişilerdeki kurşun kalıntıları karaciğerde 0.890 ± 0.118 ppm, böbrekte 0.585 ± 0.048 ppm olarak ölçüldü. Erkeklerdeki kurşun kalıntıları ise karaciğerde 0.496 ± 0.065 ppm, böbrekte 1.164 ± 0.214 ppm olarak bulundu. Kurşun kalıntıları yönünden cinsiyete göre yapılan belirlemede, istatistik olarak ortaya çıkan farkın p<0.05 düzeyinde önemli olduğu görüldü. Kadmiyum kalıntı düzeyleri dişilerin karaciğer ve böbreklerinde sırasıyla 2.093 ± 0.417 ppm ve 5.158 ± 1.330 ppm; erkeklerin karaciğer ve böbreklerinde ise 1.375 ± 0.607 ppm ve 2.433 ± 0.966 ppm olarak belirlendi; fakat cinsiyete göre aradaki fark istatistik yönden önemli bulunmadı (p>0.05).

 

Havuç, turp, şalgam ve karnabaharın nitrat ve nitrit miktarı üzerinde bir araştırma.

İ. ŞAHİN, U. ÇOPUR, M. KORUKLUOĞLU, D. GÖÇMEN, N. ERSÖZ

Ziraat Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bilimsel Araştırmalar ve İncelemeler No:11, Bursa, 1995

Gıdalarda bulunan nitrat ve nitrit tüketici sağlığı yönünden büyük önem taşımaktadır. Bazı yapraklı sebzeler ve yumrulu bitkiler aşırı derecede nitrat birikimi yapabilmektedir. Bunların başında ıspanak ve kırmızı pancar gibi ürünler gelir. Ülkemizde ıspanakta bulunan nitrat miktarı ile gübrelemenin nitrat birikimi üzerine etkisi değişik araştırıcılarla incelenmiştir. Ancak yumrulu sebzelerde yayınlanmış bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde değişik yönden araştırılmış olan havuç, turp ve kereviz başta olmak üzere, şalgam ve karnabahar gibi sebzelerde durumu saptamak üzere bu araştırma yapılmıştır.

Ocak 1995'ten başlayarak 15 Mart' a kadar geçen 2,5 aylık dönemde 11 havuç, 6 kereviz, 5' er şalgam ve karnabahar, 7' şer siyah ve kırmızı turp ile 8 beyaz ve 4 pembe turp olmak üzere 53 örnek incelemeye alınmıştır. Bu sebzelerin genel bileşenleri yanında nitrat ve nitrit miktarları araştırılmış ve sonuçta beyaz turpta 1709-51792 ( ortalama 20421) mg/kg, kerevizde 1601-31640 ( ortalama 10919) mg/kg, siyah  turpta 2432-39100 (ortalama 7933) mg/kg, kırmızı turpta 1988-28410 (ortalama 7266) mg/kg, havuçta 1191-14120 (ortalama 6478) mg/kg, şalgamda 998-13980 (ortalama5858) mg/kg, karnabaharda 1000-5487 ( ortalama 2797) mg/kg ve pembe turpta 57-4980 ( ortalama 2543) mg/kg nitrat saptanmıştır. Ayrıca araştırma materyallerinde ortalama olarak havuçta 127 mg/kg, siyah turpta 85 mg/kg, beyaz turpta 78 mg/kg, kırmızı turpta 92 mg/kg, pembe turpta 44 mg/kg, kerevizde 166 mg/kg nitrit bulunmuştur. Böylece incelenen araştırma örnekleri içerdikleri nitrat ile tüketici sağlığı yönünden düşündürücü sonuçlar vermiştir. Nitrit miktarları da en azından bazı örneklerde sağlık yönünden tehlikeli düzeyde belirlenmiştir.

 

Azotlu gübre çeşitleri ve aşırı miktarlarının ıspanak bitkisinin verim, nitrat ve kimi mineral madde kapsamı üzerine etkileri.

N. ÇİL, A. V.KATKAT

Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 11:143-153, 1995

Bu çalışmada azotlu gübre çeşitleri ve aşırı miktarlarının ıspanak bitkisinin (Spinacia oleracea L) verim, nitrat ve kimi mineral madde kapsamı üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla serada bir saksı denemesi kurulmuştur. Bitkilere azot üç değişik azotlu gübre (üre, amonyum sülfat, amonyum nitrat) ve altı ayrı doz ( 0, 25, 50, 100, 200, 400 kg N/da ) halinde uygulanmıştır. Deneme sonunda hasat edilen bitkilerde kuru madde, nitrat ve mineral madde miktarları belirlenmiştir.

Azotlu gübre çeşit ve aşırı miktarların ıspanak bitkisinin kuru madde miktarı, nitrat toplam N, P, K,Na, Ca, Mg, Mn ve Cu kapsamları üzerine etkileri istatistiksel olarak % 1 düzeyinde önemli bulunmasına karşın, Fe ve Zn kapsamları üzerine olan etkileri önemsiz olmuştur.

 

Sivrisinek kovucu likid pretroid insektisit preparatının ratlarda kronik toksik etkileri.

S. ÖZBİLGİN,  S. SONAL, F. MOR

Veteriner Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi 15(1-2-3):217-228, 1996

Piretroid insektisitlerden bioalletrin içeren likit sivrisinek kovucu preparat inhalasyon yolu ile dört ay süre ile, günde sekiz saat verilerek ratlardaki kronik toksik etkileri toksikolojik ve histopatolojik yönleriyle araştırıldı. Sivrisinek kovucu buhara maruz kalan ratlarda klinik olarak kronik nörotoksik belirtiler görüldü. Akciğer lavaj sıvılarında total protein düzeyinde yükselme ve asit fosfataz aktivitesinde düşme kontrol grubuna göre önemli (p<0.05) bulundu. Serumda globulin, total protein (p<0.001) ve asit fosfataz (p<0.05) düzeyinde önemli bir artış; üre ve üre nitrojen, albumin düzeyinde, aspartat aminotransferaz ve gamma glutamil transpeptidaz aktivitesinde önemli bir artış kaydedilmedi. Laktat dehidrogenaz, alanin transaminaz aktivitelerinde düşme saptandı. Serum tiroksin düzeyi önemli derecede azalırken ( p<0.005) triiyodotironin düzeyinde anlamlı bir düşüş kaydedilmedi. İnhalasyona maruz bırakılan ratlarda trakeada L. epitelyaliste dökülme, fokal metaplazi, submukozada mononuklear hücre infiltrasyonları, akciğerlerde, alveollerde hiperemi ve alveolar boşlukta makrofajlarda artma ve bronşiyoler lenfoid odaklarda hiperplazi tespit edildi. Karaciğerde sentrilobuler hepatositlerde dejenerasyon ve lipit vakuolleri, böbreklerde içleri eozinofilik kitle ile genişlemiş tubuluslar ve tubuler nekroz saptandı. Tiroid bezinde bazı folliküllerde hiperplazi ve lümeni dolduran kolloid miktarında azalma belirlendi. Serum enzim düzeyleri ve histopatolojik bulgulardaki değişimler organlardaki hasarı yansıtmaktadır.

 

Environmental pollution and carcinogenic risk.

F. KARAER

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Journal of Environmental Pathology, Toxicology and Oncology, 15(2-4): 105-113, 1996.

In this study, the relationship between environmental pollution and environmental carcinogens has been investigated. There is an alarming increase of diverse natural and man-made carcinogens in consumer goods and industrial wastes. Research carried out in Ankara and Istanbul has found detergents and arsenic in the drinking water to be 140 times higher than the World Health Organization (WHO) standards. In addition, air pollutants such as sulfur dioxide, particles and fumes have been determined to be 4 times higher than the WHO standards. A similar situation has been noted in the soil pollution of the country. Pesticides and insecticides used in agriculture are seriously harming human health. It is necessary that the government and institutions establish effective controls and protective measures and educate people.

 

The effect of air pollution on the prevalence of asthma in primary school children in Bursa.

N. SAPAN, M. HEKİMSOY, Y. CANITEZ, N. BİLGEL

Tıp Fakültesi

Turkish Journal of Immunology,  2:35-41, 1996.

In recent years, an increase in the prevalence of asthma has been reported, especially in developed countries. The prevalence of asthma in Bursa is reported to be 7.9% which is rather high. This can be explained by air pollution which has been a significant problem in the last 10 years. In this study which aimed to see whether air pollution has any effect on the prevalence of asthma, two groups of primary school children  aged between 6 and 11, selected from two representative regions of the city, one exposed to significant air pollution and the other not were compared.

Out of 1884 students who were included to our study, 925 were from an area having extreme air pollution and 959 were from other area with unpolluted or " clean" air.

The results gave a cumulative asthma prevalence rate of 7.6 % which was 8.1% in the polluted area, and 7.2% in the " clean "area. The difference was not statistically significant. However, asthmatic cases from the extremely polluted region were found to show symptoms at a significantly earlier age than those from the " clean" region. Respiratory distress secondary to allergens, smoke fog and irradiating odors was more severe in subjects from the polluted area.

These findings suggest that air pollution does not effect the prevalence of asthma in this area, but causes asthmatic symptoms to appear at an earlier age.

 

Biomonitoring study of a group workers potentially exposed to traffic fumes.

E.M. PARRY, J.A. BALLANTINE, S. ELLARD, W. E. EVANS, C. JONES, N. KILIÇ, R. I. LEWIS

Environmental and Molecular Mutagenesis, 30(2): 119-137, 1997.

Risk assessment of environmental pollutants is concerned with the identification of compounds in the environment that might be hazardous to human health: measuring exposure levels, measuring cellular damage and then estimating the probability of harm occurring. The feasibility of such a comphrensive approach has been explored in this study of two groups of workers, one, which may be occupationally exposed, to exhaust fumes. No statistically significant difference in cellular damage, as measured by the lymphocyte micronucleus assay, was found between these two groups of workers, although clear difference in exposure levels to volatile organic compounds were detected. A number of other factors identified in the study did show clear effects on micronucleus frequency.

 

Fitoplankton zooplankton ilişkileri.

A.ELMACI, O. OBALI

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Ekoloji Çevre Dergisi 6(23):16-20, 1997.

 

Distribution of epiphytic lichens and sulphur dioxide pollution in the city of Bursa.

Ş. ÖZTÜRK, Ş. GÜVENÇ, A. ASLAN

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Turkish Jounal of Botany 21:211-215, 1997.

The distributions of 24 epiphytic lichen species are given from 29 selected research stations in the city of Bursa. These species are located in a zone where conditions are unsuitable for lichen growth. The central zone with a high concentration of SO2 is totally devoid of lichen.

 

Uludağ'ın bitkisel zenginliği.

G. GÜLERYÜZ

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Bursa Çevre-97 Forumu Kitabı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı Yerel Gündem 21 Şube Müdürlüğü Yayını No:2, Burfaş Ofset Tesisleri, Bursa, Eylül 1997:10

Uludağ dendiği zaman ilk akla gelen kış sporları merkezi ve piknik alanlarıdır. Biyolojik zenginlikler açısından önemi toplumumuzda fazla bilinmemektedir. Uludağ'ın tümünde toplam 104 adet bitki türünün endemik olduğu çeşitli bilimsel kaynaklarda bildirilmektedir. Kış sporları merkezinin yer aldığı alpin bölge dağın bitki zenginliği bakımından en önemli bölgesidir. Bu bölgede tipik alpin özelliği gösteren 50 den fazla tür endemik olup, toplam 250 nın  üzerinde bitki türü yayılış göstermektedir. Ayrıca aynı bölgede Uludağ'a özgü yaklaşık 26 endemik bitki türü yayılış göstermektedir. Bu sayı Uludağ'ın tümü için yaklaşık 29 kadardır.

Uludağ kendine özgü iklimsel özellikleri ve buna bağlı orman katları ile zengin canlı türleri yönünden dünyada nadir yerlerdendir.

Günümüze kadar oteller bölgesinde yapılan aktivitelerde düzensiz kullanımın varlığı göze çarpmaktadır. Bölgede II. turizm gelişim merkezi de kullanıma açılmıştır. Burada yapılacak etkinliklerin daha dikkatli gerçekleştirilmesi gerekir. Bu bile hem gelecek kuşaklara biyolojik zenginliklerimizi aktarmış hem de hiç olmazsa ilerde bu bölgeyi yaz mevsiminde de doğa severler için bir çekim merkezi haline getirmeye olanak verecektir. Hatta yurt dışından gelecek bilinçli ziyaretçiler için de ilgi duyulan ve düzenli bölge haline getirilmesi ülkemize çok daha fazla girdiler kazandıracaktır.

 

Bursa ve çevresinin hayvansal zenginlikleri ve bozulan habitatlar.

İ.H. UĞURTAŞ

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji  Bölümü

Bursa Çevre-97 Forumu Kitabı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı Yerel Gündem 21 Şube Müdürlüğü Yayını No:2, Burfaş Ofset Tesisleri, Bursa, Eylül 1997:10

Dünya'da kıta özelliği gösteren birçok türün anavatanı ve özellikle geçmişteki jeolojik ve iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olan yurdumuz, dünyada herhangi bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. Bu önemin kavranması, hem üzerinde yaşadığımız toprakların hem de insanlığın ortak malı olan bu zenginliğin korunması için üzerimize düşen yükümlülüğün yerine getirilmesi açısından çok gereklidir.

Yapılan çalışmalardan yola çıkılarak yurdumuzda yaşayan hayvan türlerinin sayısı Avrupa kıtasında yaşayanların hemen hemen 1.5 katı kadar yani 80.000 in üzerinde olduğu varsayılmaktadır.

Bursa ve çevresinde yaptığımız çalışmalarda bu bölgede çeşitli hayvan gruplarına ait birçok türün varlığı saptanmıştır. Bunlara örnek verecek olursak: Omurgalılardan balıklar grubuna ait Uluabat gölünde yaklaşık 16 tür balık, kurbağalardan kuyruksuzlara ait 7 tür, kuyruklulara ait 3 tür yaşadığı tespit edilmiştir. Sürüngenlerden 12 tür kertenkele, 11 tür yılan ve 3 tür kaplumbağa yaşamaktadır. Ayrıca 52 kuş türü ve birçok memeli türün varlığı bilinmektedir.

Bunlara ilaveten birçok kabuklu, örümcek ve böcek türünün yaşadığı tespit edilmiştir. Böceklerden kelebekler 46 tür, bitkilerin döllenmesinde çok önemli yeri olan Bombus arılarına ait ise 11 türün yaşadığı tarafımızdan tespit edilmiştir.

Daha önceleri 16 tür balığın yaşadığı Uluabat gölünde bugün bu türlerin ancak yarısı kadarı yaşamaktadır.

Bursa- İzmir karayolu üzerinde Uludağ Üniversitesi kampüsüne kadar uzanan bölgede daha önceleri bol miktarda bulunan 3 türe ait kuyruklu kurbağalar, hızlı yapılaşma yüzünden bugün ancak belli birkaç yerde kalmıştır.

Toprak kurbağası dediğimiz bir tür kurbağa ise Nilüfer çayı kenarında bazı bölgelerdeki kavak ağaçları sayesinde korunabilmişlerdir.

Bursa için bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Teknoloji ve sanayiye ayak uydururken doğal zenginliklerimizin de korunması insanların geleceği açısından kendi yararına olacaktır.

 

Akşehir gölü kıyı bölgesi alg florası.

A.      ELMACI, O. OBALI

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Turkish Journal of Biology, 22(1):81-98, 1998

 

Vegetation mosaic around the first center of tourism development in the Uludağ mountain Bursa Turkey.

G. GÜLERYÜZ, H. ARSLAN, M. GÖKÇEOĞLU, H. REHDER

Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü

Turkish Journal of Botany, 22(5):317-326, 1998

Bu çalışmada, hava fotoğrafları ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) teknikleri kullanılarak Uludağ Birinci Turizm Gelişim Merkezinin vejetasyon mozaiği belirlendi. Bitki toplulukları ve vejetasyon tiplerinin toplam araştırma alanındaki örtülülüğü hem mutlak değer (ha) hem de yüzde (%) olarak hesaplandı. Birinci Turizm Gelişim Merkezi çevresinde, Vaccinium myrtillus Juniperus communis, Juniperus communis ve Astralagus angustifolius bitki topluluklarının oluşturduğu bodur çalı vejetasyonu % 53 lük örtü ile egemendir. Ruderal formasyon bozulmuş alanlarda egemendir ve oteller çevresinde, yol kenarlarında ve özellikle yeni yapılmış kayak pistlerinde geniş olarak yayılış göstermektedir.  

 

Radon Gazının Kanserojen Etkisi

PINARLI, V.

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Onko Day GÜNDEM Sağlıklı Yaşam Dergisi, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği Yayını,18-19, Bursa, Mart 2001.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (A.B.D.) yapılan araştırmalar sonucunda radyoaktif bir gaz olan radonun her yıl binlerce akciğer kanseri ölümüne yol açtığı belirlenmiştir. Ancak ülkemizde bu konuda yapılmış olan çalışmaların sayısı sınırlıdır. E.P.A.’nın (Amerikan Çevre Koruma Ajansı) belirlemiş olduğu 4pCi/L’lik hareket seviyesindeki değere uzun süreli maruz kalmanın, kısa dönemli yüksek seviyedeki değerlere maruz kalmaktan daha büyük bir kanser riski oluşturduğudur. Radonun kanserojenliği konusunda uluslararası sağlık örgütleri görüş birliğine varmışlardır. Özellikle akciğer kanseriyle bağlantılı olarak, epitelyumdaki ( akciğerdeki mukozanın dış tabakası) hücrelerin maruz kaldığı Radon-222  dozunu etkileyen fiziksel ve biyolojik faktörler; aerosol büyüklük dağılımı, Radon-222 gazı ve Radon-222 progeni arasındaki denge, solunum hızı, akciğer hacmi, üst solunum yolları, bronşların morfolojisi, akciğere uzaklık oranı, solunum sistemindeki mukozanın kalınlığı olarak belirlenmiştir.

Evsel Atıksuların Mikrobiyolojik Kompozisyonu ve Halk Sağlığına Etkileri

U. ALKAN, U., Y. TAŞDEMİR, F.  KARAER, A.  KEMİKSİZ

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Kayseri I. Atıksu Sempozyumu, (Kayseri, 22-24 Haziran 1998), s. 22-28, 1998.

 

Akşehir Gölü Kıyı Bölgesi Alg Florası.

A.     ELMACI, O.  OBALI

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

 Tr. J of Biology. 22:81-98.1998.

 

Nilüfer Çayının Limnolojik ve Bakteriyolojik Yönden İncelenmesi.

Ş. DERE, A. ELMACI, B. DÜLGER, D.  KARACAOĞLU, E. ŞENTÜRK

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

XIV. Ulusal Biyoloji Kongresi. 7-10 Eylül 1998. Samsun , Sh:123.  

Isolation and Abundance of Unicellular Cyanobacteria From Masquito Development Sites.

G. ÇETİNKAYA-DÖNMEZ, A. ELMACI, O. OBALI, A. ÖZTÜRK, L. ÇAKMAKÇI

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

 Tr. J. of Biology, 23:451-456.1999.

 

Üç farklı habitattan bazı mikroalglerin izolasyonu

Ş. DERE, A.  ELMACI, N. DALKIRAN, D.  KARACAOĞLU, B.  DÜLGER

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

 I. Alg Teknolojisi Sempozyumu, 24-26 Ekim 2001, İzmir

 

Farklı besi yeri ortamlarında  mikroalg kültürü üzerine bir araştırma

Ş. DERE, A. ELMACI, D. KARACAOĞLU, N. DALKIRAN

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

I. Alg Teknolojisi Sempozyumu, 24-26 Ekim 2001, İzmir

 

Sivrisinek kovucu likid Piretroid insektisid preparatının (Bioallethrin) ratlarda kronik toksik etkileri

S. ÖZBİLGİN, S. SONAL, F. MOR

Veterinerlik Fakültesi

 U.Ü. Vet.Fak.Derg., 15(1.2.3), 217-228, (1996).

Piretroid insektisidlerden bioalletrin içeren likit sivrisinek kovucu preparat inhalasyon yolu ile dört ay süre ile, günde sekiz saat verilerek ratlardaki kronik toksik etkileri toksikolojik ve histopatolojik yönleriyle araştırıldı. Sivrisinek kovucu buhara maruz kalan ratlarda klinik olarak kronik nörotoksik belirtiler görüldü. Akciğer lavaj sıvılarında total protein düzeyinde yükselme ve asit fosfataz aktivitesinde düşme kontrol grubuna göre önemli (p<0.05) bulundu. Serumda globulin, total protein (P<0.001) ve asit fosfataz  (p<0.05) düzeyinde önemli bir artış; üre ve üre nitrojen, albumin düzeyinde, aspartat aminotransferaz  ve gamma glutamil transpeptitaz aktivitesinde önemli bir artış kaydedilmedi. Laktat dehidrogenaz, alanin transaminaz aktivitelerinde düşme saptandı. Serum tiroksin düzeyi önemli derecede azalırken (p<0.005), triiyodotironin düzeyinde anlamlı bir düşüş kaydedilmedi. İnhalasyona maruz bırakılan ratlarda trakeada L.Epitelyaliste dökülme, fokal metaplazi, submukozada mononuklear hücre infiltrasyonları, akciğerlerde, alveollerde hiperemi ve alveolar bolukta makrofajlarda artma ve bronşiyoler lenfoid odaklarda hiperplazi tespit edildi. Karaciğerde sentrilobuler hepatositlerde dejenerasyon ve lipit vakuolleri, böbreklerde içleri eozinofilik kitle ile genişlemiş tubuluslar ve tubular nekroz saptandı. Tiroid bezinde bazı foliküllerde hiperplazi ve lumeni dolduran kolloid miktarında azalma belirlendi. Serum enzim düzeyleri ve histopatolojik bulgulardaki değişimler organlardaki hasarı yansıtmaktadır.

 

Ankara ve  Bursa’da tüketime sunulan sığır, koyun ve kanatlı karaciğer ve böbreklerinde ağır metal (Pb, Cd, Hg) kalıntı düzeylerinin araştırılması.

V. ŞENAVCI, B. GÜRSEL, S.  ERDİNÇ, S. SONAL, S. SEVAL

Veterinerlik Fakültesi

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal araştırmalar Genel Müdürlüğü, Genel yayın No.30, Özel yayın No:28,1997 (TAGEM-GY-02-K-4).

Bu çalışmada, Ankara ve Bursa İllerinde satışa sunulan büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı hayvanların karaciğer ve böbrek dokularında kurşun, kadmiyum ve cıva düzeyleri belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı hayvanların karaciğer örneklerinde ortalama kurşun düzeyleri sırasıyla 0.67 mg/kg, 0.29 mg/kg, ve 0.84 mg/kg, ortlama kadmiyum düzeyleri 0.83 mg/kg, 0.68 mg/kg, ve 0.52 mg/kg, ortalama cıva düzeyleri 0.097 mg/kg, 0.098 mg/kg ve 0.030 mg/kg olarak bulunmuştur. Böbrek örneklerinde bulunan ortalama değerler ise kurşun için sırasıyla 1.38 mg/kg, 1.41 mg/kg ve 1.09 mg/kg, kadmiyum için 1.59 mg/kg, 1.73 mg/kg ve 0.52 mg/kg, cıva için 0.119 mg/kg, 0.136 mg/kg ve 0.023 mg/kg'dır. Karaciğer ve böbrek örneklerinde elde edilen sonuçlara göre, en yüksek ortalama kurşun, kadmiyum ve cıva değerleri küçükbaş böbrek örneklerinde bulunmuştur.

 

Bursa ve Çevresindeki  tavuk çiftliklerinde kullanılan yemlerde mikotoksin düzeylerinin belirlenmesi.

S. SONAL, H.H. ORUÇ, Y.Y. VAN

Veterinerlik Fakültesi 

Vet.Fak.Derg. , 2 (2),1-6, (2000).

Bursa ve yakın çevresindeki tavuk çiftliklerinden Haziran-2000 tarihinde alınan 27 yem örneğinde total aflatoksin, aflatoksin B1, okratoksin A, T-2 toksin, zearalenon ve  fumonisin  düzeyleri belirlendi. Mikotoksinler ELISA metoduyla ölçüldü. Ortalama mikotoksin düzeyleri, total aflatoksin 6.937±2.304 µg/kg, aflatoksin B1 0.862±0.225 µg/kg, okratoksin A 4.3619±0.4586 µg/kg, T-2 toksin 58.596±2.455 µg/kg, zearalenon 78.64±31.766 µg/kg ve fumonisin 188±25.38 µg/kg olarak saptandı. Aflatoksin bulunma oranları, total aflatoksinde % 100 ve aflatoksin B1’de % 65.38 olarak hesaplandı. Okratoksin A, T-2 toksin, zearalenon ve fumonisin rastlantı oranlarının % 100 olduğu görüldü. Sonuç olarak yem numunelerindeki mikotoksinlerin, bireysel olarak tavukların sağlık ve verimlerinde bir risk oluşturmayacağı ancak, birlikte bulunmalarının tavukçuluk işletmelerinde ekonomik sorunlara yol  açabileceği kanısına varıldı.

 

Determination of aflatoxin M1 levels in cheese and milk consumed in Bursa, Turkey

H. H. ORUÇ, S.  SONAL

Veterinerlik Fakültesi

Vet.Hum.Toxicol., 43 (5),292-293,(2001).

Aflatoxin M1 (AFM1) levels were determined by ELISA in 57 cheese and 10 milk samples, which were collected from supermarkets and street milkmen during August 2000 in Bursa province, Turkey. The highest AFM1 concentration was found as 810.00 ng/kg in full fatty white cheese. The incidence of AFM1 in the cheese samples was higher (89.47 %) than those of the milk samples (10%). The AFM1 in 7 of 57 (12.28%) cheese samples exceeded the Turkish AFM1 tolerance limits of 250 ng/kg, but none of the milk samples exceeded the FAO/WHO, EU and Turkish tolerance limit of 50 ng/L.

(Bursa’daki süpermarket ve sokak sütçülerinden, 2000 yılı Ağustos ayında toplanan  57 peynir ve 10 süt numunesinde, aflatoksin M1 (AFM1) düzeyleri ELISA tekniğiyle belirlendi. En yüksek AFM1 konsantrasyonu tam yağlı beyaz peynirde 810 ng/kg olarak bulundu. Analizi yapılan peynirlerde AFM1’in bulunma oranının yüksek (%89.47), süt numunelerinde ise düşük olduğu (%10) görüldü. Peynir örneklerinden yedi tanesindeki (%12.28) AFM1 miktarları Türk Gıda Kodeksi limiti olan 250 ng/kg’ın üzerinde belirlenmiş, ancak süt numunelerindeki AFM1 düzeylerinden hiçbiri FAO/WHO, Avrupa Birliği ve Türk Gıda Kodeksi limiti olan 50 ng/L’yi aşmamıştır.)

 

Bursa’da kuş yemlerinde total aflatoksin, nitrat ve nitrit.

H. H. ORUÇ, S. SONAL, S. CEYLAN

Veterinerlik Fakültesi

U.Ü.Vet.Fak.Derg., 20(3),(2001) (Yayına kabul edildi)

Bursa’daki pet ve kuş dükkanları, süpermarketler ve Bursa Hayvanat Bahçesi’nden, 2000 yılı Aralık ayında toplanan 22 kuş yeminde total aflatoksin, nitrat ve nitrit düzeyleri belirlendi. Aflatoksin ELISA, nitrat ve nitrit spektrofotometrik  bir metodla ölçüldü. Aflatoksin 0.0-9.2 µg/kg, nitrat 0.0-3.1 mg/kg ve nitrit miktarları 0.0-1.3 mg/kg arasında bulundu. Aflatoksin ve nitratın bulunma oranı %72.72, nitrit %9 olarak hesaplandı. Sonuç olarak yem numunelerindeki total aflatoksin, nitrat ve nitrit düzeylerinin kuşların sağlığı açısından bir risk oluşturamayacağı kanısına varıldı.

 

Toxic effects of bioallethrin smoke on rats (Ultrastructural Changes)

S. ÖZBİLGİN, S. SONAL, E. ERDEMLİ

Veterinerlik Fakültesi

 5 th Multinational Congrees on Electron Microscopy, p. 241-242, September 20-25, 2001, Lecce- Italy

Chronic  toxicological effects  of a liquid mosquito repellent , which is commonly  used in warm climate regions, were examined. A pyrethroid insecticide  which contains bioallethrin was administered to rats by inhalation for eight hours daily for four months during summer. It was observed that smoke exposed rats  had ultastructural changes of   the lungs, the liver and  the kidneys. But no difference was seen among female and male rats. The ultrastructure of lungs  there was  an increase in the alveolar  macrophages. The macrophages  were characterized by  a decreased ruffled plasma membrane. Also electron dense particles were observed in the phagolysosomes (Figure 1). It was observed glycogen accumulation, increase of peroxisome and smooth endoplasmic reticulum, as  well as lipid globules in hepatocytes In the liver (Figure 2).  In the kidneys, there was proliferation  of  mesangial cells, and thickening of glomerular basement membrane. Also, it was seen that the some of the proximal tubular epithelium had become narrow and there was lost of brush border(Figure 3,4). These changes, and alteration of serum enzyme levels  might be reflective of the damage in the lungs, the liver and the kidneys. As a result, it can be accepted that when the bioallethrin is used as a mosquito repellent for a long time, it will be toxic both for human beings and animals.

 

Bursa Yöresinde İçme ve Kullanma Sularında Arsenikle Kirlenmenin Araştırılması

R. C. ERDÖL, S.  CEYLAN

Veterinerlik Fakültesi

U.Ü. Vet. Fak. Derg., 16(1-2-3):119-127, (1997).

Arsenikle günümüzde çeşitli endüstri alanlarında; ilaç, tarım sektöründe  ve zararlılarla mücadelede sıkça kullanılmaktadır. Çeşitli faktörlere bağlı olarak özellikle sulardaki artan arsenik konsantrasyonu insan ve hayvan sağlığı açısından önemli riskler oluşturmaktadır. Bu araştırmada Bursa'daki şehir merkezi, ilçeler ve çevresi, kır çeşmeleri, kuyu suları ve hayvan çiftliklerinden alınan su numunelerindeki arsenikle kirlenme durumu araştırıldı. Spektrofotometrik yöntemle     analizi yapılan su numunelerinin %93.68'inde en düşük  0.051ppb, en yüksek 21.423ppb, ortalama 3.777±0.477ppb arsenik bulundu. Analiz numunelerinde arsenik rastlantı oranı, ilçeler ve çevresinden alınan su numulerinde %86.95, şehir merkezinden alınan numunelerde %91.66, sığır çiftliklerinden alınan numunelerde %94.73, kır çeşmeleri ve kuyu sularından alınan numunelerde %100 olarak bulundu. Minimal ve maksimal arsenik miktarları, şehir merkezinde 0.354 -9.500 ppb, ilçeler ve çevresinde  0.148 – 16.785 ppb, kuyu sularında 0.451- 20.357 ppb arasında ölçüldü. Şehir merkezi, ilçeler ve kır çeşmelerinden alınan numunelerde genel ortalamadan daha düşük miktarlarda  arsenik saptandı. Araştırmamızın bulguları literatür bilgiler ışığında değerlendirildiğinde arsenik miktarlarının W.H.O. ve U.S.E.P.A. ‘nın bildirdiği ve Türkiye’de kabul edilen içme suyu arsenik tolerans limitini (50 ppb) aşmadığı belirlendi. Analiz sonuçları doğrultusunda Bursa yöresinde  içme ve kullanma sularındaki arsenik düzeylerinin insan ve hayvan sağlığı açısından risk oluşturmayacağı kanısına varıldı.

 

Bursa Yöresinde Sığırların Yemlerinde, İçme Sularında Ve Rumen İçeriğinde Nitrat, Nitrit Ve Kanda Methemoglobin Düzeylerinin Araştırılması

H. H. ORUÇ*,S. CEYLAN

Veterinerlik Fakültesi

U.Ü. Vet. Fak. Derg., 2001, 20(1-2), (Basımda).

Bu çalışmada sığırların beslenmesinde kullanılan yem ve yem hammaddeleri, içme suları ve sığırların rumen içeriğinde nitrat, nitrit ve kanda methemoglobin düzeylerinin araştırılması, belirlenen nitrat ve nitrit düzeylerinin hayvan ve insan sağlığı açısından taşıdığı risklerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 119 yem ve yem hammaddesi, 28 içme suyu, 52 rumen içeriği ve  52 adet kan numunesi kullanıldı. Numuneler 28 sığır çiftliği ile Veteriner Fakültesi Çiftliği ve Kliniklerinden sağlandı. Yem ve yem hammaddeleri, içme suları ve rumen içeriklerindeki nitrat ve nitrit konsantrasyonları, kan numunelerindeki methemoglobin düzeyi spektrofotometrik yöntemlerle ölçüldü. Nitrat ve nitrit konsantrasyonları ölçüm birimi olarak nitrat ve nitrit azotu kullanıldı. Numunelerde minimal ve maksimal olarak 0-1731.66 ppm nitrat, 0-11.11 ppm nitrit bulundu. Ortalama nitrat düzeyleri, ppm olarak sığır süt yeminde 90.19±17.95, sığır besi yeminde 96.08±19.49, buzağı yeminde 69.62±23.55, buğday ve arpa samanında 210.06±55.35, yoncada 470.53±141.09, yulafta 330.86±198.53, çayır-mera otunda 50.87±26.44 ve içme suyunda 6.58±1.08 olarak belirlendi. Normal rasyonlarıyla beslenen 10 sağlıklı inekten alınan rumen içeriği numunelerinde ortalama nitrat ve nitrit düzeyleri sırasıyla yemlemeden önce 0.13±0.01 ve 0.31±0.03 ppm, yemlemeden 2.5 saat sonra 0.16±0.01 ppm ve 0.27±0.06 ppm; yemlemeden 5 saat sonra 0.16±0.02 ppm ve 0.28±0.06 ppm; methemoglobin konsantrasyonları, yemlemeden önce %2.52±0.22, yemlemeden 2.5 saat sonra %2.04±0.12 ve yemlemeden 5 saat sonra %2.41±0.38 olarak tespit edildi. Veteriner Fakültesi Kliniklerine getirilen 22 sığırdan alınan rumen içeriklerinde ortalama 0.06±0.07 ppm nitrat, 0.79±0.18 ppm nitrit ve kanda % 2.64±0.21 methemoglobin bulundu.

*Doktora tezinin yayınlanmış özetidir.

 

Bursa’da Tüketilen Bazı Sebzelerdeki Nitrat ve Nitrit Konsantrasyonları

H.H. ORUÇ, S.  CEYLAN

Veterinerlik Fakültesi

 U.Ü. Vet. Fak. Derg., 2001, 20(3): (Basımda).

Bu çalışmayla brokoli, ıspanak, marul, beyaz lahana, pırasa ve rokadaki nitrat ve nitrit konsantrasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Sebze numuneleri Bursa’daki farklı sebze bahçelerinden ve bir pazaryerinden, 2000 yılının şubat, mart, nisan aylarında alındı. Toplam 51 sebze numunesi spektrofotometrik yöntemle analiz edildi. Nitrat konsantrasyonları nitrat azotu olarak minimal 0.50, maksimal 206.00 ppm bulundu. Sebzelerdeki nitrat miktarları büyükten küçüğe doğru roka, marul, taze ıspanak, brokoli, beyaz lahana ve pırasa olarak sıralanmaktadır. Yöntemin duyarlılık sınırları içinde nitrit tespit edilemedi. Araştırmanın sonuçlarına göre, analizi yapılan sebzelerin nitrat ve nitrit konsantrasyonlarının insan ve hayvan sağlığı açısından bir risk oluşturmayacağı kanısına varıldı.

 

Veterinary drug residues in food and risks for human health.

S. SONAL

Veterinerlik Fakültesi

The 4 th. Congress of Toxicology in Developing Countries.5 November 6-10, 1999 Antalya Turkey.

The residues of veterinary drugs occur in food at such levels that they present a toxic and anaphylactic reactions, development of drug-resistant bacteria and long term health hazards to consumers. There is only a small risk that affecting the residues of veterinary drugs in consumers of food of animal age, use, and failure to observe withdrawal time for regular or extralabel use. This paper describes the existing evidence for specific health hazards for veterinary drugs and explains the risks related to drug residues in meat, milk and egg.

 

Bursa Bölgesindeki termal sularda arsenik düzeyleri.

A.     KİP, S.  SONAL

Veterinerlik Fakültesi

I.  Ulusal Veteriner Hekimliği Öğrencileri Araştırma Kongresi, s.35, 10-12 Mayıs 2001, İstanbul.

Termal su kaynaklarının yaygın olduğu Bursa bölgesi kaplıca turizmi açısından oldukça ünlüdür. Kronik bazı hastalıkların tedavisi amacıyla kaplıca kürleri önerilmektedir. Bu çalışmada banyo ve içme suyu olarak kullanılabilen kaplıca sularında arsenik düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır.

Bursa ve çevresinden toplam 13 adet termal su örneği alınarak spektrofotometrik yöntemle analizi yapıldı. Arsenik düzeylerinin 0,96-104  ppb arasında olduğu saptandı.

Kaplıca sularının bir kısmında Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğinde bildirilen 10ppb’lik arsenik düzeyinden daha yüksek değerlere rastlandı. Kaplıca sularının içilmesinin sağlık açısından  risk oluşturabileceği kanısına varıldı.

 

Metalik kirleticilerin yaban kuşlarındaki etkisi

S. SONAL

Veterinerlik Fakültesi

I.Ulusal yaban hayatı ekolojisi ve hekimliği sempozyumu, 30 Haziran - 1 Temmuz 2001, Bursa.

Ekosistemlere yönelik olumsuz etkileri olan tüm kimyasal kirleticiler, öncelikle besin zincirini oluşturan en alt kademedeki canlılarda biyosid etki gösterir. Uzun süreli etkileri sonucunda ani ölüm ve diğer akut etkiler görülebilir. Bunun yanında canlı organizmanın etkilenmesi sonucunda hastalıklara ve diğer stres etkenlerine duyarlılık artışı, habitatlarında değişimler ve üremedeki yetersizliklere bağlı olarak populasyon azalması meydana gelir.

 

Bursa'daki Trafik Polislerinde Kan Kurşun Düzeyinin İncelenmesi

K. PALA*, N. AKIŞ**, B. İZGİ***, Ş. GÜCER****, N. AYDIN*****,

 H. AYTEKİN******

*Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

**Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

***Uludağ Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü

****Uludağ Üniversitesi Fen  Fakültesi Kimya Bölümü

*****Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

******Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

Bu araştırma Ocak 2001’de Bursa’da yapılmış ve araştırmaya 21’i büroda olmak üzere toplam 99 trafik polisi katılmıştır. Polislerin kanındaki kurşun düzeyleri Elektro Termal Atomik Absorbsiyon Spektrometresi (ET-AAS) ile ölçülmüştür. Sahada çalışan trafik polislerinin kan kurşun düzeyleri 9.14 ± 1.60  mg/dL  ,  büroda çalışan trafik polislerinin kan kurşun düzeyleri ise 8.74